Cem Yılmaz diyor ya kadın erkeğin bir üst modeli diye sonuna kadar haklı. Geçen gün çok ilgin bir şey oldu. 1 saat aramız vardı. Şaşırmayın bu bizim için ilginç bir şey. Neyse okuldaki tek doğru dürüst cafede kendimize zor da olsa yer bulduk ve oturduk. Yanımızda da bizim amfinin delikanlıları muhabbet etmekte. Bu kadar olmaz yahu. Biz bir saat içinde Mine'nin küçükken betona batıp donmasından Özgenin kardeşinin okul maceralarına kış modasından komite sorununa kadar milyon tane konuya değinmişizdir. Yanımızdaki masada dönen tek muhabbet berabere kalan Trabzonspor Beşiktaş maçı ve bugünkü Galatasaray maçı oldu. Hayır bende futbolu severim takip ederim muhabbetini de ederim ama bu kadarına pes dedim. Her biri ayrı bir yorumcu. İşin garibi hepsi aynı şeyi söylüyor ama birbirlerini ikna etmeye çalışıyorlar.
H: Abi o adam çok iyi ya ya
A: Hayır çok iyi ya izledim ben
N:Geçen maçta görmediniz mi ya süperdi
Tamam azıcık abartmış olabilirim ama buna benzer muhabbetler dönüyordu masada. Eminim kardeşinin yaşını bilmiyordur ama futbolcunun gün ay yıl doğum tarihini biliyor. Aslında saygı duyulaca bir olay hiç sıkılmadan aynı konuyu evirip çevirip konuşabiliyorlar. Gerçi anlayışla karşılamak lazım adamların epi topu kaç konuları var ki futboldan başka. Arabalar, kızlar ve seçim zamanı siyaset. Tıp öğrencisine bir artı olarak komite var. Konular sınırlı olmasından herhalde hepsi bu konularda uzmandır. En iyi arabaları o bilir, en güzel kızı o seçer. Her biri önceki hayatında başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı görevlerini yerine getirmiş gibidirler. Her biri siyaset bilimcidir. Dersinin kaçta olduğundan bihaber adam ülke yönetmeyi bebek oyuncağı zanneder. İnanmayacaksınız ama geçen seçim zamanı sokakta yürürken şu muhabbete şahit oldum: "Ben bu devletin başında olsam basarım parayı kapatırım dış borcu aaanadın mı memlekette kağıt kıtlığı mı var sanki"
Sayın erkekler tabi ki bizden iyi olduğunuz konular da var. Siz olmasanız bu koca dünyada kimi çekiştireceğiz biz. Tabi ki yalan. mutlu olun diye söyledim :)
12 Mart 2013 Salı
10 Mart 2013 Pazar
Keşke...
Bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen. Yapman gerekenle yapmak istediklerin arasındaki uçurum o kadar büyük oluyor ki elinden hiçbir şey gelmiyor olanların ardından acizce bakmak dışında. En son kelime hep "keşke" oluyor.
Korkaklığımızı "keşke"den daha iyi ifade edebilen bir kelime var mı? Varsa da ben bilmiyorum. Olması gereken zamanda olamayanların ardından ağzımızda buruk bir keşke ile devam ediyoruz. Böylelikle acı çekmeyeceğimizi düşünsek de çok daha sonra ortaya çıkan bir canavar var: pişmanlık... Asla izin vermez yaranın iyileşmesine. Zindan eder hayatı bize. Bunu bile bile yine de keşkelerin o sonsuz gölgesinin ardına sığınırız. Hiçbir şey olmamış gibi devam ederiz yaşamaya aslında etmek hiç mümkün olmasa da. Zaten insan en büyük yalanları da kendine söylemez mi?
"Kaybetmekten korkan aslında hiçbir şeye sahip olamaz." sözünde saklı aslında büyük gerçek. Küçükken bize elimizdekilerle yetinmeyi o kadar güzel öğretiyorlar ki yeni bir şeye sahip olma fikri bile insanı korkutmaya yetiyor. Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak diye bir olay var ne yazık ki. İşte biz pirinci hiç yiyemeden ölüp gidiyoruz. Hepimiz mi? Hayır. Arada cesur insanlar çıkıyor hayatlarında "acaba" ve "keşke" sözcüklerine yer olmayan. Hayranlık duyulacak insanlar... Feda etmeyi bilen insanlar...
Aslında en büyük düşmanımız da biz değil miyiz zaten. Ne güzel söylüyor şair:
Dün sabaha karşı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokuşun başında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum
Yaşamayı kendimize zehir edeceğimize sadece yaşayabilsek keşke...
Korkaklığımızı "keşke"den daha iyi ifade edebilen bir kelime var mı? Varsa da ben bilmiyorum. Olması gereken zamanda olamayanların ardından ağzımızda buruk bir keşke ile devam ediyoruz. Böylelikle acı çekmeyeceğimizi düşünsek de çok daha sonra ortaya çıkan bir canavar var: pişmanlık... Asla izin vermez yaranın iyileşmesine. Zindan eder hayatı bize. Bunu bile bile yine de keşkelerin o sonsuz gölgesinin ardına sığınırız. Hiçbir şey olmamış gibi devam ederiz yaşamaya aslında etmek hiç mümkün olmasa da. Zaten insan en büyük yalanları da kendine söylemez mi?
"Kaybetmekten korkan aslında hiçbir şeye sahip olamaz." sözünde saklı aslında büyük gerçek. Küçükken bize elimizdekilerle yetinmeyi o kadar güzel öğretiyorlar ki yeni bir şeye sahip olma fikri bile insanı korkutmaya yetiyor. Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak diye bir olay var ne yazık ki. İşte biz pirinci hiç yiyemeden ölüp gidiyoruz. Hepimiz mi? Hayır. Arada cesur insanlar çıkıyor hayatlarında "acaba" ve "keşke" sözcüklerine yer olmayan. Hayranlık duyulacak insanlar... Feda etmeyi bilen insanlar...Aslında en büyük düşmanımız da biz değil miyiz zaten. Ne güzel söylüyor şair:
Dün sabaha karşı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokuşun başında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum
Yaşamayı kendimize zehir edeceğimize sadece yaşayabilsek keşke...
9 Mart 2013 Cumartesi
Benim Çocukluğumda...
Zamane çocuklarına yazık. Çok üzülüyorum zavallılara. Benim çocukluğumda (pek de büyümüş sayılmam ama) en büyük zevklerimden biri sabahın köründe kalkıp bugs bunny, şirinler, pokemon vs izlemekti. Bu sabah da cumartesi olmasına rağmen uykumdan feragat ederek (uyku tutmamış da olabilir tabi) 6.30da ayaklandım. Ayrılmaz beşli yastığım yorganım ben keyfim ve kahyası beraberce salona indik kurulduk televizyonun karşısına. Karşımda mırıl mırıl uyuyan yumuk eşliğinde açtım televizyonu. Sonrası benim için yıkım tabi güzel güzel çizgi filmler beklerken karşımda kokuşmuş diziler buldum. Hayat Bilgisinden Zoraki Kocaya her kanal ayrı bir güzeldi. Bir eksik vardı ki içime dert oldu: Sihirli Annem.
Bizim çocukluğumuzda öyle her evde bilgisayar yoktu. İnternet desen kıtlık. Bu durumda bizim de eğlence anlayışımız daha farklıydı. Mesela hatırlarsınız bir taso manyaklığı vardı. Sırf daha çok tasom olsun diye bakkalı (evet o zamanlarda bakkal da vardı) zengin etmiştim. Çoğu zaman tasoyu alır cipsi arkadaşlarıma verirdim. Pikaçun var mı Balbazar iyi çeviriyor muhabbetleri bizim için hayat memat meselesiydi. Hatta bir keresinde yenilip tüm tasolarımı kaybetmiştim. Kumar masasında kaybetmenin acısını küçük yaşta tadınca hayatta daha mantıklı riskler almayı öğrendim. Yani bizim oyunlarımız pesden football managerden veya gtadan daha öğreticiydi.
Bizim dönemde asosyal insan sayısı da az. Yeni nesle bakıyorum da arkadaşlığın ne olduğunu facebookdan öğreniyorlar, düşüncelerini twittere yazıyorlar. Yüz yüze insan ilişkisi sıfır. Okumayı söken bir facebook hesabı açıp karşı cins peşine düşüyor. Oysa bizde bu işler de farklıydı. O bunu seviyor şu senden hoşlanıyor muhabbetleriyle gün geçirirdik. Hem bizimki safcaydı. İki çocuk bakışınca sevgili olduklarını zannederlerdi.
Nefret ettiğim bir adamın nefret ettiğim bir programı var: yeteneksizsiniz. İzlediğimden değil de yarışmacılar sosyal medyada çok dolandıklarından biliyorum. Çıkan çocukların yüzde 80'i obez. hepsi gelecekte diyabet ve yüksek tansiyonla boğuşacak. Yarısı kalp hastalıklarından genç yaşta ölecek. Tabi bundan hem teknoloji oturaklığı hem de gdo sorumlu. Bizim zamanımızda gdo da yoktu ya da vardı haberimiz yoktu. Gdo demişken biz hamburger VE pizzayla da büyümedik. Yani siz büyümüş olabilisiniz ama ben McDonalds'ın pis hamburgerlerine hediye gözüyle bakardım. Ayda yılda bir giderdim o zamanda keyfime diyecek olmazdı. Şimdi anne sütünden kesilen fast fooda dayanıyor.
Demem o ki her şey gittikçe yapaylaşıyor. İyice nine moduna girdim "Nerde o eski bayramlar" demeden yazımı bitireyim en iyisi. mutlu günler:)
Bizim çocukluğumuzda öyle her evde bilgisayar yoktu. İnternet desen kıtlık. Bu durumda bizim de eğlence anlayışımız daha farklıydı. Mesela hatırlarsınız bir taso manyaklığı vardı. Sırf daha çok tasom olsun diye bakkalı (evet o zamanlarda bakkal da vardı) zengin etmiştim. Çoğu zaman tasoyu alır cipsi arkadaşlarıma verirdim. Pikaçun var mı Balbazar iyi çeviriyor muhabbetleri bizim için hayat memat meselesiydi. Hatta bir keresinde yenilip tüm tasolarımı kaybetmiştim. Kumar masasında kaybetmenin acısını küçük yaşta tadınca hayatta daha mantıklı riskler almayı öğrendim. Yani bizim oyunlarımız pesden football managerden veya gtadan daha öğreticiydi.
Bizim dönemde asosyal insan sayısı da az. Yeni nesle bakıyorum da arkadaşlığın ne olduğunu facebookdan öğreniyorlar, düşüncelerini twittere yazıyorlar. Yüz yüze insan ilişkisi sıfır. Okumayı söken bir facebook hesabı açıp karşı cins peşine düşüyor. Oysa bizde bu işler de farklıydı. O bunu seviyor şu senden hoşlanıyor muhabbetleriyle gün geçirirdik. Hem bizimki safcaydı. İki çocuk bakışınca sevgili olduklarını zannederlerdi.
Nefret ettiğim bir adamın nefret ettiğim bir programı var: yeteneksizsiniz. İzlediğimden değil de yarışmacılar sosyal medyada çok dolandıklarından biliyorum. Çıkan çocukların yüzde 80'i obez. hepsi gelecekte diyabet ve yüksek tansiyonla boğuşacak. Yarısı kalp hastalıklarından genç yaşta ölecek. Tabi bundan hem teknoloji oturaklığı hem de gdo sorumlu. Bizim zamanımızda gdo da yoktu ya da vardı haberimiz yoktu. Gdo demişken biz hamburger VE pizzayla da büyümedik. Yani siz büyümüş olabilisiniz ama ben McDonalds'ın pis hamburgerlerine hediye gözüyle bakardım. Ayda yılda bir giderdim o zamanda keyfime diyecek olmazdı. Şimdi anne sütünden kesilen fast fooda dayanıyor.
Demem o ki her şey gittikçe yapaylaşıyor. İyice nine moduna girdim "Nerde o eski bayramlar" demeden yazımı bitireyim en iyisi. mutlu günler:)
5 Mart 2013 Salı
Laf atma Göbek at
Sayın okuyucu eğer bir bayansan mutlaka başına gelmiştir bu olay. yok eğer bir erkeksen ya yapmışsındır ya da çok terbiyeli bir insansındır (sana aferim). Konumuz laf atmak. çağımızın çözümsüz sorunu. 12 yaşını doldurmuş erkekler özellikle bizim milletimiz kendini "laf atma" seviyesine erişmiş olarak görür ve yara kanamaya başlar.
Laf atma olayı genelde "çok güzelsin, vay be, 10 numarasın" gibi klasik cümlelerle yapılabildiği gibi arada ilginç olanlar da çıkar. Örnek olarak geçen yıl alışveriş merkezinde bir adam bana "trafik lambası gibisin" demişti. her ne kadar o demeden önce fark etmemiş olsam da yeşil çoraplarım kırmızı ayakkabılarım ve turuncu montumla sırası karışmış bir trafik lambası gibi durduğumu kabul ediyorum. Bir keresinde de adamın teki "Allah anasına, babasına, dedesine, ninesine, kız kardeşine, erkek kardeşine, amcasına, halasına, teyzesine... bağışlasın" diyerek benden en uzun laf atan kişi ünvanını kazanmıştı. Bu bahsettiklerim akut olanlar. Bir de bunların kronik olanları var ki düşman başına...
Evime taşınalı 2 yıla yakın bir zaman geçti. Bu süre zarfı içinde hafta içi her gün sabah akşam okul ev, ev okul arası gittim geldim hala gidiyorum geliyorum. Olayı ilginç kılan nokta şu ki okul yolumun üstündeki bir berber bir berbere "gel beraber bir berber dükkanı açalım" demiş ve ne yazık ki açmış. bu bre berber beni hayattan soğuttu. böyle bir yaratık olamaz. her sabah dükkanın önünde bekliyor giderken laf atıyor dönerken laf atıyor. istinasız her gün bu çark böyle dönerken geçen gün canıma tak etti artık. sabah yine günlük ritüelimizi gerçekleştirdikten sonra akşam dönüşte işler biraz karıştı. Yediğim lafın ardından Cüneyt Arkın edasıyla dönüp Herkül gibi adamın üstüne yürümeye başladım. Elimdeki pembe şemsiye o an gözümde kral Arthurun kılıcına dönüştü. Bir sallayışım var ki şemsiyeyi adamın üstüne üstüne dillere destan olur nitelikte. Bu sırada en kalın ve asabi ses tonumla bağıra çağıra bre berberi rezil etmekle meşguldüm. "Ne diyorsun sen ya? bıkmadın mı 2 yıldır her gün laf atmaya. Ben senden bıktım. İnsan değil misin sen? Annen kız kardeşin yok mu senin ahlaksız adam?" bre berberin bu sıradaki durumu içler acısıydı. önce duyduklarına inanamadı. sonra yıkıldı. başını havaya kaldırıp "serseri tanrısı"nın onu kurtarmasını bekledi ama havada aradığı mucizeyi göremedi. Elimde salladığım kılıcımın korkusuyla geriledi bir fare kadar küçüldü sonra benim ve çevrede toplanan insanların keskin bakışlarıyla eridi ve kanalizasyona aktı. Evet bu bir cinayet itirafıdır. Pişman değilim yine olsa yine yaparım.
O gün bu gündür berberimizden iz yok. Her gün ben geçerken açılan dükkan kapısı mühürlenmiş gibi. kapısında insan kalabalığı da yok. bir devri daha böylece kapatmış oldum. Kendime de yeni bir ad buldum "Ber-Fet". eğer bir gün laf atanlar canınızdan bezdirirse sizi bir telefon kadar uzaktayım. mutlu günler:)
Not: bahsi geçen berber Ziya Gökalp caddesindeki Kolej Berberidir. Umarım kimse gitmez de batar.
Laf atma olayı genelde "çok güzelsin, vay be, 10 numarasın" gibi klasik cümlelerle yapılabildiği gibi arada ilginç olanlar da çıkar. Örnek olarak geçen yıl alışveriş merkezinde bir adam bana "trafik lambası gibisin" demişti. her ne kadar o demeden önce fark etmemiş olsam da yeşil çoraplarım kırmızı ayakkabılarım ve turuncu montumla sırası karışmış bir trafik lambası gibi durduğumu kabul ediyorum. Bir keresinde de adamın teki "Allah anasına, babasına, dedesine, ninesine, kız kardeşine, erkek kardeşine, amcasına, halasına, teyzesine... bağışlasın" diyerek benden en uzun laf atan kişi ünvanını kazanmıştı. Bu bahsettiklerim akut olanlar. Bir de bunların kronik olanları var ki düşman başına...
O gün bu gündür berberimizden iz yok. Her gün ben geçerken açılan dükkan kapısı mühürlenmiş gibi. kapısında insan kalabalığı da yok. bir devri daha böylece kapatmış oldum. Kendime de yeni bir ad buldum "Ber-Fet". eğer bir gün laf atanlar canınızdan bezdirirse sizi bir telefon kadar uzaktayım. mutlu günler:)
Not: bahsi geçen berber Ziya Gökalp caddesindeki Kolej Berberidir. Umarım kimse gitmez de batar.
23 Şubat 2013 Cumartesi
Senin cinsin ne?
Bütün ülkeler gelişiyor, geleceğe doğru gidiyorlar yavaş da olsa. Bizde bir problem var ama acaba ne? Faşizm 2. Dünya savaşı yıllarında favori görüştü yani bundan neredeyse 70 yıl önce. Irkçılık desen daha da eski. Siyahların beyazlarla aynı otobüse binmelerinin bile yasak olduğu amerikanın şuan siyahi bir başkanı var. Biz ise tutmuş senin kökün ne benim ki ne diye uğraşıyoruz.
Benim bildiğim köpeklerin, atların cinsi önemlidir, insanın değil. Türkiye Cumhuryetinin milletvekili tutmuş 'ben de arnavutum' diyor. Neyin kafasını yaşıyor bunlar? Biz "Ne mutlu Türküm diyene" derken acaba sadece ırkı Türk olanları mı kastediyoruz. Bunu böyle anlayan bir milletin vekiliyse vay o milletin haline.
Sizi bilmem de benim durumum çok vahim. Anneanne tarafımdan iranlı annemin babası tarafından arabım. Babamın babası tarafı çepni, anne tarafında ise rumluk var. Ben kısa yoldan bavulumu mu toplasam?
Ama bir de şöyle bir olay var. Hepimiz Hz.Adem ve Havvadan geldiğimize göre acaba onlar nereliydi? Eğer Türk değillerse yandık. Ben gidip biraz araştırayım.
Benim bildiğim köpeklerin, atların cinsi önemlidir, insanın değil. Türkiye Cumhuryetinin milletvekili tutmuş 'ben de arnavutum' diyor. Neyin kafasını yaşıyor bunlar? Biz "Ne mutlu Türküm diyene" derken acaba sadece ırkı Türk olanları mı kastediyoruz. Bunu böyle anlayan bir milletin vekiliyse vay o milletin haline.
Sizi bilmem de benim durumum çok vahim. Anneanne tarafımdan iranlı annemin babası tarafından arabım. Babamın babası tarafı çepni, anne tarafında ise rumluk var. Ben kısa yoldan bavulumu mu toplasam?
Ama bir de şöyle bir olay var. Hepimiz Hz.Adem ve Havvadan geldiğimize göre acaba onlar nereliydi? Eğer Türk değillerse yandık. Ben gidip biraz araştırayım.
14 Şubat 2013 Perşembe
Vicdan mı? O da ne?
Bu ülkede hala vicdandan bahseden insanlar var. Yazık hem de çok yazık. İşsizliğin yüzde 10u geçtiği en büyük bütçenin diyanet işlerine ayrıldığı bir ülkede biz hala gelişmekten avrupa birliğine girmekten söz ediyoruz.
Bizi öyle korkuttular ki artık sesimizi çıkaramaz olduk ek olarak bir de gözümüzü boyayıp ağzımıza bir parmak bal çaldılar. Orta doğu fatihi olduk. Türkün başı öne eğilmez 'one minute' dedik.
Siz asgari ücretle aile geçindirmeye çalışırken sahte dindarlar yatcık katcık aldılar sustunuz. Başbakan 3. özel uçağını aldı hakkıdır yapar dediniz. İşsizliği örtbas etmek için her yere üniversite açtılar. Hoca yok materyal yok ama üniversite var. Devlet çalışıyor okul açıyor dediniz. Peki bu mezunlar ne olacak diye hiç düşündünüz mü?
Sizi zerre kadar önemsemeyen sizden yağlı vıcık vıcık elleriyle çaldıkları paralarla kendilerine daha da yüksek taht alan insanlar 3 torba kömür verince vicdanınızı onurunuzu sattınız.
Askerlerimizin kanları hala ellerinde olan insanlarla el sıkıştılar, alkışladınız. O kan size bulaşmadı mı? Hepiniz katil olmadınız mı? Terörle mücadele etmek için evlerini barklarını gençliklerini bir kenara atıp kendilerini feda eden insanlar bir bir tutuklandı. Siz ne yaptınız? 3 maymunu oynadınız. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediniz.
Vicdanını, ülkesini 3 kuruş paraya satan insanlar gün gelecek torunlarınızın ahıyla mezarınızda ters döneceksiniz. O yılan sizin de boynunuza sarıldığında iş işten geçmiş olacak.
Bizi öyle korkuttular ki artık sesimizi çıkaramaz olduk ek olarak bir de gözümüzü boyayıp ağzımıza bir parmak bal çaldılar. Orta doğu fatihi olduk. Türkün başı öne eğilmez 'one minute' dedik.
Siz asgari ücretle aile geçindirmeye çalışırken sahte dindarlar yatcık katcık aldılar sustunuz. Başbakan 3. özel uçağını aldı hakkıdır yapar dediniz. İşsizliği örtbas etmek için her yere üniversite açtılar. Hoca yok materyal yok ama üniversite var. Devlet çalışıyor okul açıyor dediniz. Peki bu mezunlar ne olacak diye hiç düşündünüz mü?
Sizi zerre kadar önemsemeyen sizden yağlı vıcık vıcık elleriyle çaldıkları paralarla kendilerine daha da yüksek taht alan insanlar 3 torba kömür verince vicdanınızı onurunuzu sattınız.
Askerlerimizin kanları hala ellerinde olan insanlarla el sıkıştılar, alkışladınız. O kan size bulaşmadı mı? Hepiniz katil olmadınız mı? Terörle mücadele etmek için evlerini barklarını gençliklerini bir kenara atıp kendilerini feda eden insanlar bir bir tutuklandı. Siz ne yaptınız? 3 maymunu oynadınız. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediniz.
Vicdanını, ülkesini 3 kuruş paraya satan insanlar gün gelecek torunlarınızın ahıyla mezarınızda ters döneceksiniz. O yılan sizin de boynunuza sarıldığında iş işten geçmiş olacak.
13 Şubat 2013 Çarşamba
Ankara'nın Bağları
Başkentte yaşamaya başlayalı tam 2.5 yıl oldu. bir yeri tanımak için 2.5 yıl yeterli bir süre sanırım. bu yazımda sizlere ankara'nın belli başlı yerlerini anlatmak istedim. hadi bakalım ufak Ankara gezimiz başlasın
AŞTİ: İlk olarak otogardan başlıyoruz. Kadim dillerde açılımı "Geldiğin gibi geri git"dir AŞTİnin. Zaten otobüsten indiğiniz anda adının hakkını verdiğini anlarsınız. Elinizde bavul metroya nasıl inebileceğinizi sorduğunuz ilk insan size "Erzurum, Van , Iğdır... abi Erzurum var mı?" diye cevap verir. İnsanlardan umut olmadığını anlayıp tabelalara yöneldiğiniz anda başka bir vatandaş size 20 liraya İstanbula götürebileceği iddiasıyla kolunuza yapışır. Zor da olsa kendinizi metronun merdivenlerine atarsınız. İşte burada durun. Eski Türk filmlerinde İstanbula gidip Haydarpaşa garında merdivenlerden inerken her insanın denize karşı söylediği ilk söz olan "İstanbul seni yeneceğim" lafının çakmasını (Ankara uyarlamasını) diyebileceğiniz tek yer burasıdır. tabi sizi arkadan iten sanki tek metro o anmış da kalanı yürüyerek gidecekmiş hissine kapılan insanlardan fırsat bulabilirseniz.
KIZILAY: Ankarada çok ünlü bir laf vardır: "Her yol Kızılaya çıkar!" Duyup duyabileceğiniz en mantıklı ve anlamlı sözdür. "Deniz olan memlekette kaybolmazsın denize doğru yürü sahile çıkar yolunu bulursun" diyen insan gel bir Ankarayı gör. Her dolmuş, otobüs, metro direk veya dolaylı şekilde illa ki kızılaya uğrar. içine girmezse civarından geçer. Kaybolma riskinizi ortadan kaldırdığımıza göre kızılayı anlatabiliriz. Her cinsten ve çeşitten insanı bulabileceğiniz çok orjinal bir yerdir. Metro altı denilen ve kızılayın altını boydan boya kaplayan mekan size ucuz çok çok ucuz kıyafet imkanı sunar. Markaları ün yapmış tüm mağazaların ürünleri burada mevcuttur. Akşam saat 10dan sonra kızılayda bir curcuna başlar. Korkmayın bu ucuza alışverişin sesidir. karaborsacılar çıkar bir anda piyasaya. aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir süpermarket olur kızılay bir anda. ama uyarmam gereken çok tehlikeli bir olay var: Falcılar. adım başı "fal 5 lira kahve ücretsiz, isim bile veriyoruz" şeklindeki lafları duymamazlıktan gelmeye çalışın yoksa başınıza geleceklerden dolayı üzülürüm. Yüksel caddesinin köşesinde hep bir imza toplama olayı vardır. hep bir şeyler protesto edilir. ilk bir kaç gün "çok mantıklı dur imza atayım" şeklinde yaklaştığınız platformlara karşı bir müddet sonra bağışıklık kazanacaksınız. kızılayın ortasında kızılay alışveriş merkezi vardır. hatta metro altına açılan bir kapısı da vardır. burada ki ironiye bakın. aynı ürünler aşağıda 3 liraysa yukarıda 30 liradır. tercih sizin.
her şey bir yana kızılay güzeldir. kızılay candır. sıkıldığınız anda kendinize illa ki oyalayacak bir şeyler bulabileceğiniz bir yerdir. kızılay sevilir tarafımca:)
SAKARYA: Çiçekçi çingene çocukların boyunduruğu altında kızılayın bir eyaletidir sakarya. iç işlerinde tamamen bağımsızdır. girişinde sizi efes pilsen karşılar. her türden müziği aynı anda duyarsınız. bir yerde uzun hava çalarken bir yanda heavy metal çığlıkları duyabileceğiniz bir bar cennetidir. her insana uygun bir mekan bulunur sakaryada. ucuzdur da. tam öğrenci yeridir. zaten girdiğiniz her mekanda en az 2 tanıdık görürsünüz o yüzden ankara büyük ama küçük bir şehirdir.
ULUS: Gazino, otel ve işkembecinin yan yana olduğunu gördüyseniz tebrikler ulusa ulaştınız demektir. Dünya üzerinde sanırım "en değişmez" ünvanı ulusa aittir. soruşturmalarıma dayanarak aynı gazinoların 30 yıl öncede orda olduğu sonucuna ulaştım. bir nevi tarihi ziyarettir. ama size tavsiyem ziyaretinizi otobüsün penceresinden gerçekleştirin. inmeniz ruh sağlığınızı her an tehlikeye atabilir. ben henüz ulusa ayak basmış değilim.
BAHÇELİ 7. CADDE: Bayanların topuklu ayakkabılarıyla tık tık yürüyüp alışveriş yaptığı serserisi az bir mekandır. niyeyse bana hep çok soğuk gelir. yemek yemek için uygun restaurant ve kafeler bulabilirsiniz. nedenini anlayamadığım bir biçimde "Marcho Pasha"sıyla ünlüdür.
TUNALI: Ankaraya gelen her insanın uğraması gereken bir yerdir. Kuğulu parkta resim çektirmezseniz Ankaraya geldiğinize kimse inanmaz. Çorabın fiyatının 90liradan başladığı bir yerden söz ediyorum. Özel tasarım kıyafetler mi dersiniz bin liralık ayakkabılar mı hepsi mevcuttur. aman kendinizi kaybetmeyin. ben en son Tunalıya gittiğimde cebimde 15 kuruşla dönmüştüm.
kısa Ankara turumuzun sonuna geldik. Ankara bu kadar mı demeyin bu özetin de özeti yoksa Ankara anlatılmaz yaşanır bunu çok iyi biliyorum. son bir uyarı erkeklere gelsin. geceleri kolejden uzak durun. travestisiyle ünlüdür de;)
AŞTİ: İlk olarak otogardan başlıyoruz. Kadim dillerde açılımı "Geldiğin gibi geri git"dir AŞTİnin. Zaten otobüsten indiğiniz anda adının hakkını verdiğini anlarsınız. Elinizde bavul metroya nasıl inebileceğinizi sorduğunuz ilk insan size "Erzurum, Van , Iğdır... abi Erzurum var mı?" diye cevap verir. İnsanlardan umut olmadığını anlayıp tabelalara yöneldiğiniz anda başka bir vatandaş size 20 liraya İstanbula götürebileceği iddiasıyla kolunuza yapışır. Zor da olsa kendinizi metronun merdivenlerine atarsınız. İşte burada durun. Eski Türk filmlerinde İstanbula gidip Haydarpaşa garında merdivenlerden inerken her insanın denize karşı söylediği ilk söz olan "İstanbul seni yeneceğim" lafının çakmasını (Ankara uyarlamasını) diyebileceğiniz tek yer burasıdır. tabi sizi arkadan iten sanki tek metro o anmış da kalanı yürüyerek gidecekmiş hissine kapılan insanlardan fırsat bulabilirseniz.
KIZILAY: Ankarada çok ünlü bir laf vardır: "Her yol Kızılaya çıkar!" Duyup duyabileceğiniz en mantıklı ve anlamlı sözdür. "Deniz olan memlekette kaybolmazsın denize doğru yürü sahile çıkar yolunu bulursun" diyen insan gel bir Ankarayı gör. Her dolmuş, otobüs, metro direk veya dolaylı şekilde illa ki kızılaya uğrar. içine girmezse civarından geçer. Kaybolma riskinizi ortadan kaldırdığımıza göre kızılayı anlatabiliriz. Her cinsten ve çeşitten insanı bulabileceğiniz çok orjinal bir yerdir. Metro altı denilen ve kızılayın altını boydan boya kaplayan mekan size ucuz çok çok ucuz kıyafet imkanı sunar. Markaları ün yapmış tüm mağazaların ürünleri burada mevcuttur. Akşam saat 10dan sonra kızılayda bir curcuna başlar. Korkmayın bu ucuza alışverişin sesidir. karaborsacılar çıkar bir anda piyasaya. aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir süpermarket olur kızılay bir anda. ama uyarmam gereken çok tehlikeli bir olay var: Falcılar. adım başı "fal 5 lira kahve ücretsiz, isim bile veriyoruz" şeklindeki lafları duymamazlıktan gelmeye çalışın yoksa başınıza geleceklerden dolayı üzülürüm. Yüksel caddesinin köşesinde hep bir imza toplama olayı vardır. hep bir şeyler protesto edilir. ilk bir kaç gün "çok mantıklı dur imza atayım" şeklinde yaklaştığınız platformlara karşı bir müddet sonra bağışıklık kazanacaksınız. kızılayın ortasında kızılay alışveriş merkezi vardır. hatta metro altına açılan bir kapısı da vardır. burada ki ironiye bakın. aynı ürünler aşağıda 3 liraysa yukarıda 30 liradır. tercih sizin.
her şey bir yana kızılay güzeldir. kızılay candır. sıkıldığınız anda kendinize illa ki oyalayacak bir şeyler bulabileceğiniz bir yerdir. kızılay sevilir tarafımca:)
SAKARYA: Çiçekçi çingene çocukların boyunduruğu altında kızılayın bir eyaletidir sakarya. iç işlerinde tamamen bağımsızdır. girişinde sizi efes pilsen karşılar. her türden müziği aynı anda duyarsınız. bir yerde uzun hava çalarken bir yanda heavy metal çığlıkları duyabileceğiniz bir bar cennetidir. her insana uygun bir mekan bulunur sakaryada. ucuzdur da. tam öğrenci yeridir. zaten girdiğiniz her mekanda en az 2 tanıdık görürsünüz o yüzden ankara büyük ama küçük bir şehirdir.
ULUS: Gazino, otel ve işkembecinin yan yana olduğunu gördüyseniz tebrikler ulusa ulaştınız demektir. Dünya üzerinde sanırım "en değişmez" ünvanı ulusa aittir. soruşturmalarıma dayanarak aynı gazinoların 30 yıl öncede orda olduğu sonucuna ulaştım. bir nevi tarihi ziyarettir. ama size tavsiyem ziyaretinizi otobüsün penceresinden gerçekleştirin. inmeniz ruh sağlığınızı her an tehlikeye atabilir. ben henüz ulusa ayak basmış değilim.
BAHÇELİ 7. CADDE: Bayanların topuklu ayakkabılarıyla tık tık yürüyüp alışveriş yaptığı serserisi az bir mekandır. niyeyse bana hep çok soğuk gelir. yemek yemek için uygun restaurant ve kafeler bulabilirsiniz. nedenini anlayamadığım bir biçimde "Marcho Pasha"sıyla ünlüdür.
TUNALI: Ankaraya gelen her insanın uğraması gereken bir yerdir. Kuğulu parkta resim çektirmezseniz Ankaraya geldiğinize kimse inanmaz. Çorabın fiyatının 90liradan başladığı bir yerden söz ediyorum. Özel tasarım kıyafetler mi dersiniz bin liralık ayakkabılar mı hepsi mevcuttur. aman kendinizi kaybetmeyin. ben en son Tunalıya gittiğimde cebimde 15 kuruşla dönmüştüm.
kısa Ankara turumuzun sonuna geldik. Ankara bu kadar mı demeyin bu özetin de özeti yoksa Ankara anlatılmaz yaşanır bunu çok iyi biliyorum. son bir uyarı erkeklere gelsin. geceleri kolejden uzak durun. travestisiyle ünlüdür de;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





