Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2011 Cuma

AŞK

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 15:34 0 yorum
              Sevgili anneciğim sitemi ziyaret etmiş. heycanla sordum "eee ne düşünüyosun?" cevap "yazıların çok basit ve sığ" sanırım anneciğim nobel edebiyat ödülünün bana verileceğini ama benim yoğun ısrarım üzerine orhan pamuk'a verildiğini öğrenmiş. oysa ki saklamaya o kadar da özen göstermiştim                                                       
                evet bugün annemin bu sözlerine üzerine biraz bilimsel bi konuya değinmek istedim. konumuz: aşk. eminim herkesin bu konu üzerinde bi fikri vardır. her ay illa bi gazetede veya bi dergide bu konuyla ilgili bi yazı olur. e bende fikirlerimi söylemek istedim hemen bayat konu deyip geçmeyin. önce bi okuyun sonra bayat deyin.

                çoğumuz okumuşsunuzdur bir yerlerden aşkın bir hastalık olduğunu.Aşkın beyinde muhakeme yeteneğini çalıştıran bölümü etkisiz hale getirdiği beyindeki kimyasallardan serotoninin aşıklarda ve saplantılı kişilik bozukluğu olanlarda aynı seviyede olduğu belirlenmiş. İnsanoğlunun en güçlü ve coşkulu ruh hallerinden olan aşkın nörolojik temellerini araştıran nörologlar bu sevginin yoğunluğunu ölçmüşler ve bakın ne bulmuşlar: Londra Üniversitesi Nörobiyoloji profesörlerinden Semir Zeki fonksiyonel MRI kullarak yaptığı araştırmada 17 kişiye önce sevdiği kişinin ardından da arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek serebral kan akışları izlendi. Araştırmada insana müthiş mutluluk ve haz veren aşkın kişilerdeki “muhakeme yeteneğini yitirdiği” ve “saplantılı kişilik bozukluğuna” neden olduğu ortaya çıkmış.

Araştırma aşkın insanları nasıl saplantılı hale getirdiğini de açık şekilde ortaya koyuyor. İnsanların beynindeki kimyasallardan serotonin seviyesi aşık olanlar da saplantılı (obsesif kompülsif bozukluğu) kişilerinkiyle aynı seviyede bulunuyor.Aşk bir yandan kişiye huzur ve güven verirken diğer yandan ayaklarını yerden kesiyor. Beyindeki 'medial insula' bölümü aşkla aktive oluyor. Agresif davranışlarla ilgili bu bölüm aşık kişilerde çalışıyor ve anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye yarıyor. Aşk duygulanım dikkat motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını aktif hale getiriyor. Bu yapıların aktifleşmesi stresin azalmasına neden oluyor.

                 İşte bu olayın bilimsel boyutu. benim fikirlerime gelecek olursak ben aşkı insanın üreme pskolojisine uydurduğu kılıf olarak düşünüyorum. biyoloji dersi alanlarımız bilir bi varlığın canlı olabilmesi için üremesi ve neslini devam ettirmesi gerekir. virüslerin (canlı olup olmadıkları hala araştırma konusudur) canlı olduğunu savunanların en önemli kanıtı üremeleridir. yani dünyadaki tüm canlı neslini devam ettirmeye uğraşır. insanda buna dahildir. ama insan kendini her zaman dünyadaki tüm canlılardan üstün gördüğü için bi amiple aynı amacı taşıdığını düşünmek istemiyor. işte burda ünlü "aşk" devreye giriyor. bedenimiz kendine yüklenen biyolojik görevleri yerine getrmeye çalışıyor. kendine üremek için en uygun eşi arıyor ve bulduğundada tepki veriyor. biz de işte saf saf buna aşk diyoruz.

                  benim bu konu hakkındaki görüşüm bu bazılarınız hatta çoğunuz bana karşı çıkıyodur eminim ki ama şu zamana kadar çevremde gözlemlediklerim bana bu görüşü kazandırdılar. hepinize mutlu günler dilerim :)

24 Ağustos 2011 Çarşamba

KANALLARIMIZ...

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 12:01 1 yorum
toz şikerli püskevitlerim(hilal cebeci pampişerim diince oluyodu ama) bu show tvye neler oluyor bilen var mı? yaz okulunun son günlerinde okulu kırdım evdeydim vew tvye bkmak için bol zamanım oldu(eğer sınav sonucu açıklandığında geçememiş olursam bu yazı aleyhimde delil olarak kullanılabilir) show tv 24 saatin 12 sinde doktorları 11inde yaz sürprizini veriyor. geri kalan bi saatte haber o kadar. ya bu kanalın yayın yönetmeni vs ne iş yapıyor hayretler içerisindeyim. zaten magazin izleyen birideğilim o bunla şurda şu bunla şurda olayı zaten yeterince saçma hayır bunları kim izliyo o ayrı bi muamma ama zaplarken bile artık aynı şeyi görmekten gına geliyor. ya bi proğram 2 haftadır aynı şeyi söyler mi? ben zaplarken artık showu es geçiyorum nolur şu programı izleyen biri bana ulaşşsın bi sabır taşıyla tanışmış olayım.

ah star vah star bırak artık şu sihirli annemi. o biz küçükkendi izliyoduk ve bitti. ölmüş şeyi ne diye diriltmeye uğraşıyosunuz anlamadım ki. zaten o dizide anasından doğanın sevgilisi oluyo hayır kardeşim olan var olmayan var ne diye gözümüze sokuyosunuz? bu arada aldığı duyumlara göre çakma gossip girl bitmiş. bir üzüldüm bir üzüldüm anlatamam. adil ışıkta küçük sırlarda giyildi diye eşşek yüküyle paraya satılan uydu7ruk kıyafetlerin fiyatı düşer artık.

 şu kanald nin yayın reklamları yok mu bitiriyo beni. ne mantıkla yapıyolar hiç anlamış değilim bi insanın aa reklamı güzelmiş bu sene kanald izliyim mi demesi bekleniyo yoksa reklamın iyisi kötüsü olmaz düşüncesi mi hakim hiç bilemiyorum. aşkı memnu yu artık akçıncı kez yayınlıyorlar ben sayamadım yeter artık ezberlensin diyemi yapıyosunuz?

al işte bi tekrar daha fox. hayat bilgisi bittiiiiii. tamam zamanında güzeldi zevklen(alın size yeni bir kelime) izliyoduk ama bitti. ne diye uzatıyosunuz? bide bu foxun 2 dizisi var fragmanlarına bakıyosun birinin sahanesi birinde ötekininki öbüründe valla akıllı adamlar tek diziyi 2 ye bölüyolar hem zaman dolduruyo hem para kazanıyo.

   cnbc-e bişe rica edebilir miyim? artık yeni sezonlara geç. ya biz niye bütün dizileri 2 sezon geriden takip ediyoruz ki? en önemli örenk hayatımın anlamı Doctor Who! ben 6.sezondayım sen daha 4ü veriyosun olacak iş mi? merlin desen ben bitirdim sen hala nerdesin?

nickelodeon sana tek diceğim şu güzelim çizgifilmler arasına koyduğun şu iğrenç kısa çizgifiljmler yok mu deli oluyorum. helede şu ninja sosise. toplam 3 bölümü var her birini günde 3 kere veriyosunuz. insaf artık ya. ezberlemeyi geçtim artık kabusum oldu.

atv şimdi farkettim senden hiç bahsetmemişim. showun doktorları starın sihirli annemi varsa benimde çocuklar duymasın ım var diyen küçük çocuklar gibisin. bide şimdi yayın akışına baktım senin bir sürü dizin varmış. acaba senin bu dizilerin niye hiç tutmuyo. dizi tuttrma konusunda kanal d den tavsiyeler almalısın onlar bu konuda çok başarılı. gerçek hayatta öğğğ iğrenç dediğimiz olaylar kanald de dizi olunca bakıyorum millet hastası oluyo.

                  Görüldüğü üzere kanallarımızın daha 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor. ama brezilya dizilerine bakınca hak ediyo bizimkiler bi alkışı:)

Yaz okulu

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 11:05 1 yorum
Bayanlar, baylar ve türevleri(doctor who dan çalıntıdır) biliyorum beni çok özlediniz yani özlenmicek insanmıyım? bende yazmayı çok özledim bu yüzden saat 10da otobüsten inmemem rağmen saat 10.45 ve ben bilgisayarın başındaydım. ah bu internet ne büyük nimetmiş. uzak kalmayan anlamaz. 7 haftadır sanal alemle olan tek bağlantım ezikçe cepten girdiğim 0.facebook tu. siz düşünün halimi.

                 bu 7 haftalık süre içinde (acı bi itiraf) yaz okulundaydım. ya merak ettim yaz okulu diyince sizin aklınıza ne geliyor? açıkcassı ben yaz ve okul kelimelerini bir araya getirmekte baya bi zorlandım. yani beynim en fazla havuzun içinde ders işlemeyi felan düşünebiliyordu ama malesef. (bi acıların çocuğu melodisi alalım lütfen) hiç havuzum olmadı benim. hiç güneşlenemedim ben (göççük emrah halt etmiş yanımda) 7 hafta boyunca her gün o güzel beytepe yollarını gittim geldim günde 6 saat ingilizce gördüm. ama itiraf ediyim 7 ayda öğrenemediğim şeyi 7 haftada öğrendim. ayıptır söylemesi ama bu ara ingilizce roman okuyorum. ya aslında ben sırf yazım boşa gitmesin die yaz okuluna kalmıştım. tamam tamam sustum.

                tamam yani işkence kısmı bi yana malum zaten ama eğlenceli kısmıda vardı. sevgil iayşe arkadaşım son gün şöyle dedi "aslında o kadarda kötü değildi haata eğlenceliydi bile" bir an durup düşündüm aslında durmadan da düşünebilirdim ya neyse haklıydı. bir kere çok güzel arkadaşlıklar edindim. (hepsine sevgilerimi gönderiyorum) sonra fıskıyeler vardıııı. eeevvvvveeeetttt şimdi bu konuya değinmek istiyorum bu hacettepede çimleri sulamak için koyulan fıskıyeler varya şu dönen cinsten heh işte onları yerleştiren çok saygıdeğer abimimzin pskolojisini ben çok merak ediyorum. ya hangi insan evladı öğrencilerin çıkış saatınde fıskıyeleri yolu sulamak için kullanır? okuldaki en büyük zevklerimizden biri ıslanmadan yürümekti işte (acıdım halimize ne kadar ezikmişiz)

               ilk yazıdan bu kadar gevezelik yeter. umarım siteye bakmayı bırakmamışssınızdır. yani google unutmuş beni çok kırıldım kendisine. bu yaz okulu sürecinde yer yer psikolojimin kırılıp döküüldüğü yer yer yıkıma uğradığı yer yerse kendinden geçtiği dönemler boyunca benim eziyetimi çeken tüm eski ve yeni arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim. seviliyorsunuz... mutlu günlerrrrr:)

24 Haziran 2011 Cuma

SINAV

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 10:59 0 yorum
Geçen sene bu zamanlar geldi aklıma... ilk aklıma gelen sözcükler: umut, heyecan, korku. Son sınava günler pardon gün bile sayılmaz çift haneli saatler kala...  biliyorum çoğunuz sen manyak mısın diceksiniz ama şimdi o zamana dönmeyi çok isterdim. hayata yeni bir başlangıcın sınırındasınız. düşünsenize seneye hangi şehirde olacağınız, ne okuyacağınız, hatta 10 yıl sonra hangi durumda olacağınız... hepsi saatler sonraki sınava bağlı ne kadar heycan verici. bir daha yaşamak isterdim o adrenalini.

             Biliyorum çok zor. özellikle çevreden gelen o aptal beklentiler. bana her "sana güveniyorum sen başaracaksın" diyene "NERDEN BİLİYORSUN?" diyesim gelirdi. e çoğuna da diyodum ama kapıdan çıkarken fısıltı şekline "sınav stresi" lafını duyuyordum. gel de çıldırma.

               Sizin ne bilmiyorum ama beni sınava çalışmaya en çok iten şey kurtulma isteğiydi. Trabzondan nefret ediyordum ve burdan gitmem için de tek yolun çalışmak olduğunu biliyordum. e hırslı bi insan olduğumu inkar edecek değilim. ikisi bir araya gelince kazandım. peki bu bölümü mü istiyordun diye hiç sormayın o tamamıyla ayrı bi vaka.

                  işin özü: sınava girecek herkese başarılar diliyorum. bunu demek için bi sayfa yazı mı yazdım ben? :) çok konuşmanın yararları mı zararları mı desem bilemedim. neyse hava güzel denize gidiyorum ben. hepinize mutlu günler...

      NOT: kimseyi değil sadece kendinizi dinleyin ;)

2 Haziran 2011 Perşembe

İlginç seçim vaadleri

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 15:26 0 yorum
Seçime sayılı günler kala ülkemizdeki eski ve yeni liderlerden bazı seçim vaadleri duyalım. Dediklerini yapsalardı ne olurdu acaba çok merak ediyorum . Bazıları bu kadarına da pes dedirtiyor :)

"Süleyman hep başbakan" Süleyman Demirel

"kim ne veriyorsa, beş lira fazlası"

"ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için bana 500 gün verin yeter"

"enflasyonu düşüreceğim"

"Bacınız, ananız" Tansu Çiller

"her mahallede yüz trilyoner olacak..."

"her köylüye traktör verilecek"

"Adil ekonomik düzen(!)" Necmettin Erbakan

"Faiz kalkacak"

"5000 tank üretilecek"

"Taksime cami yapılacak"

"Umudumuz Karaoğlan" Bülent Ecevit

"Bütün köyler kent olacak"

"Onbaşı Mesut" Mesut Yılmaz

"Susurluk'u Yılmaz çözer"

"Püskevitçi" Devlet Bahçeli

"apoyu idam edeceğiz"

"başörtüsü sorununu ürkekler değil erkekler çözer"

"her yıl 700000 işsize istihdam sağlayacağız"

"işsiz kalanlara iş bulana kadar her ay 320 lira asgari ücret ödenecek"

"her yıl büyüme %7 olacak"

"1 lira mazot" Cem Uzan

"mazot 1 tl olacak"

"fındık 8 tl olacak"

"üniverste sınavı kalkacak"

"her işsize 350 tl maaş..."

"üniversite sayısı 4 katına çıkarılacak"

"Mitinglerimiz müzik eşliğinde döner ayranlıdır..."

"Herkese iş aş o zaman" Haydar Baş

"Hayır bizde mazot 80 kuruş olacak"

"her ev hanımına aylık 500 tl maaş..."

"Doğum yapan her anneye 15bin tl doğum ikramiyesi"

"her çocuk başına 250 tl maaş"

"asgari ücret 2000 tl olacak"

"Benim adım Kemal" Kemal Kılıçdaroğlu

" 1 milyon işsize iş verilecek"

"Yoksulluk tarihe gömülecek"

"Padişah" "one munite" recep tayyip erdoğan

"İşsizlikle mücadele edilecek"

"IMF ile anlaşmaya son verilecek"

"30 yaş üstüne sınavsız üniversite"

"25 merkeze hızlı tren yapılacak"

"81 vilayete uçak seferleri yapılacak"

"dokunulmazlıklar kalkacak"(bir önceki seçim vaadiydi. seçimden sonra ne hikmetse lafı edilmiyor)

"enflasyon tek haneye indirilecek" (direnir, inmezse one munite, one munite denilecek! yine inmezse savcı öz e teslim edilecek)

"Bir Garip Tıp Öğrencisi" Hazan Çıtlak

"Her okulun kantinine havuz yaptıracağım"

"e okul uygulamasını kaldırıp sahte karne uygulamasını yaygınlaştıracağım bu sayede bütün öğrencilerin psikolojik sorunları kökünden halledilecek"

"hamileliği 9 aydan 3 aya indireceğim"

"bütün kaynanalara kaynana semra dan özel ders verilecek"

"damlaya damlaya göl değil okyanus olacak"

"3 doğru bir yanlışı götürecek"

"gavur izmir ıslah edilecek"

"bütün çocukalara günlük en az 5 saat bilgisayar oynama hakkı verilecek. engel olan ebeveynler en şiddetli biçimde cezalandırılacak"

" mozot bedava olacak hatta üstüne para verilecek"

"parayı vermeyen de düdüğü çalabilecek"

"apaçilere kız meslek liselerinin önlerinde özel yerler tahsis edilecek"

"diyetsiz kilo verilebilinecek"

"sevgilisi tarafından terkedilenlere özel müslüm gürses konseri verilecek"

"tuttuğunuz altın olacak"

             E napabilirim o kadar bol keseden atmışlar ki tutamadım kendimi. artık kimi seçeceğinize karar vermişsinizdir :)

31 Mayıs 2011 Salı

Org. Bilgin Balanlı tutuklandı

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 10:13 2 yorum
Arkadaşlar bildiğiniz üzere "BALYOZ" adı verilen "AKP'ye karşı tehtid oluşturan herkesin tutuklanması" davasında en sonunda Org.Bilgin Balanlı'da tutuklandı. Bu şimdiye kadarki en yüksek rütbede askerin tutuklanması olayı.

                  Zamanında "Ben Muhammed müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı mustafa kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye'yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim." diyen çok sayın başbakanımız bu görüşü uğrunda karşısına çıkabilecek tüm engelleri öyle güzel ortadan kaldırıyorki. Asker tutuklamaları o kadar fazla gündemdeki artık olay hepimiz tarafından kanıksandı. bir asker mi tutuklanmış doğrudur olabilir deyip geçiyoruz artık. işte bu da ne kadar vahim durumda olduğumuzun göstergesi.

                    Bu tutuklama yabancı basında da geniş yankı buldu. Bir çok haber var ama benim özellikle Retuers deki haber dikkatimi çekti:“Balanlı Başbakan Erdoğan hükümetini yıkmak amacıyla darbe planı yapıldığı iddiasıyla tutuklanan en yüksek rütbeli asker oldu. Dava, Türkiye’nin laik ordusu ile kökleri yasaklı İslami harekete dayanan iktidar arasındaki bağları iyice gerdi.” tanımlamaya dikkat Türkiyenin laik ordusu ve kökleri yasaklı islam harekete dayanan iktidar... artık bu gizlenen bi olay bile değil.

                Önümüz 12 haziran seçimleri. anketlere baktıysanız seçim sonuçları belli. benim merak ettiğim başbakanın bahsettiği "Türkiye'yi bir din ve şeriat ülkesi" haline getirmesine ne kadar zaman kaldığı. bu süreç içinde o kadar çok şeyi görmezden gelmeye alıştık ki sanırım bir sabah uyandığımızda başbakanın bu dediğini yaptığını görünce çoğumuz şaşırmayacağız.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Beşikdüzü...

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 13:42 0 yorum
  Kürkçü dükkanına dönünce bende bide burdan bahsediyim dedim. birbirimizi her ne kadar sevmesekte memleketim pardon yarı memleketim sonuçta. yapacak bişey yok..

                Beşikdüzü... türkiyenin bodrumu varsa trabzonun beşikdüzü var. hakkını yemeyelim yani. böyle dağın yamacına kurulmuş trabzonun en düz ilçesidir. yeşille mavinin kaynaştığı yer. plajları kumsalları vardır ama denize girecek hava olmaz o başka. düz olduğundan dolayı bisiklet kullanımı yaygındır (havamı da atıyım trabzonun başka hangi ilçesinde var?)

                gelelim modernlik konusuna. Şimdi trabzonu bilenler zaten beni anlayacaklardır. trabzonun doğusuyla batısı arasında koca bi dünya vardır. övünmek gibi olmasın beşikdüzü trabzonun en rahat ilçesidir. mesala doğusunda of da saat 8den sonra dışarı çıkamak mı* yorum bile yok. ama beşikdüzünde hele sıcak yaz akşamları yağmur da yağmıyorsa parklar dolar taşar. kimse kimseye karışmaz. bu da ne giymiş böyle demez.

             BEŞİKDÜZÜSPOR! Gururumuz. mavi beyazlar... 3. lige çıktı bu sene takımımız. hayal değil bi kaç sene sene sonra trabzonsporla maçlarını izleyeceksiniz.

             işte benim yeşil mavi memleketim. belki biraz fazla yağmurludur ama yinede bir günlüğüne de olsa gelip görmenizi tavsiye ederim.

15 Mayıs 2011 Pazar

hacettepe bahar şenlikleri 2011

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 13:42 0 yorum
Uzun süredir beklediğim şenlikler geldi ve ne yazık ki geçti... 4 gün o kadar kısa geldi ki tadını bile alamadım doğrusu. ama yine de muhteşemdi. gerçi ankaranın havası bize düşman gibiydi ama eğlence ruhumuzda vardı. ne yağmur ne çamur ne soğuk dinledik. 4 günde katıldım festivallere. katılanlar eminimim benin anlıyolardır ama bu sene 'aman bi festival ıslanmaya değmaz üşüdüğüme değmez dersim var sınavım  var' diyen sayın arkadaşlar kendinizi kın kın kınayın çoooook büyük bir eğlenceyi kaçırdınız. önümüzdeki maçlara bakın artık

       ilk gün  yalın vardı. pop müzikten nefret ederim biraz gönülsüzce gittim. saat 10 gibi bi baktım yağmurun altında deli gibi yalına eşlik ediyorum. buna konser etkisi deniyor sanırım. yani bugün şu varmış hiç sevmem mantığı konserlerde emin olun işlemiyo. direkt sürü pskolojisine bağlıyosunuz. ama yalına bi önerim var iki de bir "sevgilisi olanlar sevgililerine sarılsın" demesin kardeşim olan var olmayan var ne bu böyle rencide eder gibi aaaa!  yalından önce bi dj çktı. önce arkadaşımla dalga geçiyoduk bu ne ya çok aramışlardı bu insanlar ne dye oynyo fln diye. haha tabi ki bi süre sonra kalabalığa karışınca nasıl dans ettiğimizi anlamadık bile. hatta sponsor eti di ilk gün adam ikide bir "bir bilmecem var arkadaşlar" diyip durdu. bizde "öff" demedik tabiki "haydi sor sor" dedik

       ikinci gün mor ve ötesi vardı. kamuoyu yoklamasına bakılırsa fiyasko olan buymuş. ben yine çok eğlendim ama eğlence konusunda kndimi kriter almıyorum bn uçlardayım birazcık. elektrik felan kesildi. adamlarda pek bi isteksizdi. bn onlardan daha çok söledim şarkıları. bazı rivayetlere göre sahneye içip çıkmışlar. e tabi ne derece doğru bilemiyeceğim 

        üçüncü gün... hahaha hala gülüyorum halimize. saat 12de dersimiz bitti saat 6.00 ya kadar bekledik. nasıl yağmur yağıyo anlatamam. konser iptal dendi. atladık egoya dönüyoruz. tanrımmmm! bir trafik varr. 1.30 saatte  geldim yurda. ankarayı sel götürüyodu. arabalar kayık gibi olmuştu. neyse yurdda girdim veeee tlefonum çaldı. hoooooppp knser iptal diil. akıllı insan bu durumda ne yapar? "aa öyle mi neyse yapacak bişey yok bu saayten sonra bu soğukta o kadar yol çekilip beytepe ye gidilmez" der ama hiç bir zaman akıllı olduğumu iddia etmedimm. 8.30 da konserdeydik. athena yaaaa. dicek laf yok en önlere yerleştik. of of of yani bu adamlar hem eğlenmeyi hem eğlendirmeyi biliyo. hele baterist. adam bıraktı çalmayı kalktı deli gibi oynadı yaaa.bütün o ıslanmaya üşümeye yorgunluğa kesinlikle değdi.

          dördüncü ve ne yazıkki son gün. yine bir yağmur muhabbeti ama busefer dünden dersimizi aldğmz için tayfunda çıksa hortum da olsa kalcaz konsere şebnem ferah geliyo yanii.. gecikmeli bir tnk konseri... (tnk nin kıvırcık saçlaı gitaristine dikkat ettiniz mi bundan sonra edin. konserde giydiği pantolonun aynısı bnde var) 3 4 şarkı ve karşınızda şebo... küçükken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar, onlarda senin gibi ço tatlıydılar ama canımı yakardılar acıtırdılar... ile başladık. en öndeydik yine. bağırmaktan çığlık atmaktan boğazlarım mahfoldu. ya şebo salladı beytepeyii. e şebne gitti. ama eğlence bitmedi. bi darbuka bi darbukacı ve oynamaya dünden heves insanlar. ne çalarsa söyle oyna. zavallı atk güvenlik. dağılın diyolar  2 dk geçmiyo yine bi topluluk oynuyo hahaha iyi eziyetti onlara. oh canıma değsin. en sonunda darbukacıyı kaçırdılar..

            ya şimdi konserlerin bide bedava olan boyutu var. şöyleki sponsorlar eti cornetto nescafe albella bizi baya bi doyurdular. hele kahvee. artık midem bulanıyodu:) evet arkadaşlar böyle bi festival geçirrdim. umarım gicdenler en az benim kadar eğlenmiştir(e zor bi olay) gitmeyenlerde artık seneye kaçıramz. mutlu günler...

8 Mayıs 2011 Pazar

ZEUGMA Antique City

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 14:58 3 yorum

ZEUGMA       


          Ancient Zeugma City is located in Belkis Village 10 km east from Nizip / Gaziantep, by the River Euphrates. Zeugma ancient city which was established on a land of about 20 million kilometres. İt is very strategic region in terms of military and commerce, it protects its importance in each period of history.

HISTORY OF ZEUGMA


          Zeugma, which was one of the biggest cities of its period, through its population of 80 thousand people, was called with various names in various periods of history. Seleukekia Nikador, one of the Generals of the Alexander the Great, and who also became King of Syria later on, by combining his name with Euphrates river and established a city named as Selevkeya Euphrates in 300 B. C here. Then it was conquered by Roman Empire in 100 B.C. and its name was amended as Zeugma, meaning passage or bridge.

         The city is an important trade center of Hellenistic Era. After the region started to be ruled by Rome, importance of the city increased. Artistic activities increased and a cultural development is achieved in Zeugma. Zeugma’s huge wealth was reflected in the homes of its inhabitants. Rich merchants and Roman noblemen and officers vied with one another to adorn their houses with the world’s loveliest mosaics, ceramics, statues, and frescos.

         Zeugma has been described in international literature as the ‘second Pompei’. The people of Zeugma enjoyed a magnificent lifestyle in their city on the Euphrates until the Sassanid invasion in 252 AD and the city was burnt and razed. This was followed shortly after by a violent earthquake, and the city was buried under rubble, and fell into a sleep from which it was not to wake for nearly two thousand years. After the Turks took the region, the city became known as the Belkýs Ruins.


EXCAVATİONS IN ZEUGMA


       The first scientific study which proved that Zeugma is the same place as modern Belkis and it was published in 1917.  In 1987 Gaziantep Museum excavated two tomb chambers which had been discovered by antiquity smugglers. The excavation studies in the Ancient City was started in 1992 under the management of Gaziantep Museum Directorate of the Ministry of Culture. French archeology team joined the studies in 1996. In 1999 excavations were continued and was speeded up by the financial support of Gaziantep Governorship. The antique consequences which founded in the city was carried to Gaziantep museum. İn the late of 2000, a part of the antique city flooded with the construction of the Birecik dam. The excavation in Zeugma, taking in place in the region that will go under the waters of Birecik Dam has been completed on 4 October 2000. İn other parts excavations have been still going on and judgments are planning to make an open air museum.

STORİES OF SOME MOSAİCS


 


1.GYPSY GİRL




        This mosaic was found in 1992. İt was named ‘Gypsy’ because girl in the mosaic has resemblance with a gypsy.  Gypsy Girl been the symbol of Zeugma because of the mysterious look she had in her eyes. This mosaic has a speciality that she looks as if she always follow you. You feel that she always watching you everywhere. İt is believe that this mosaic is magical by some people.

 


 


 


2. ANTIOPE AND SATYROS MOSAIC


 


             Antiope is a very beatuful woman Zeus the God of Gods fell in love with Antrope after seeing her beautiy. And he approaches Antiope in shape of a Satyros. Zeus who steals Antiope’s heart and he has two children from her. But when Zeus leaves her,  Antiopes who was very much afraid of her father leaves home and marries Siklon the king of Epopeus.

 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


3.PARTHENOPE MOSAIC


 


             Parthenope was a young girl from Phrygia. She fell in love with Metiokhos but she just couldn’t bring herself to take an action against her oath. Parthenope punished herself and cut her hair and volunterily went to Compania as an exile. She there devoted herself to Dyonysos and Aphrodit who got very angry with her turned Parthenope in to a demen called Siren with a birds body and woman’s head.

 


 


 


 


 

5 Mayıs 2011 Perşembe

Darağacında Üç Fidan...

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 20:02 0 yorum
  Yüreğimizin derinliklerine kök salmış bir çınardır kavgamız
  ummana ulaşmak için coşkunca
  yatağına sığmadan akan ırmaktır sevdamız
  Deniz'in, Yusuf'un, Hüseyin'in bileklerine kelepçe düşmüş
  Mahir'in o dağ yüreğine tarifi imkansız sızılar
  bağrına saplanan hançerdir boyunlarımıza yağlanan urgan
  ölüme sayılan günler özgürlüğü sayılsın diye
  düştü yola mahir, bastı tetiğe...
     Yarın 6 mayıs... Bundan tam 39 yıl önce 6 mayısın ilk saatlerine Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan Ankara Merkez Kapalı cezaevinin bahçesinde idam edildiler. 3 gencecik fidanı iğrençce katledenler sandılarki unutulurlar, hatırlanmazlar. çok yanıldılar... biz hiç unutmadık onları. ışık oldular yol oldular bizlere. emperyalizmle faşizimle savaşmayı öğrettiler bize. Marşlar şiirler öğrendik onlardan. bağıra bağıra, haykıra haykıra söylüyoruz şimdi. Deniz 25, Yusuf 25, Hüseyin 23 yaşındaydı. onlar gençliklerini yaşamak gezip eğlenmek yerine kendilerini Bağımsız Türkiye'ye adadılar. Düşünmediler asla yollarından dönmeyi.

           Deniz son mektubunda babasına şöyle der:"İnsanlar doğar büyür yaşar ve ölürler... Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu. ..."

         Yusuf'un son mektubu ise:  "...bugüne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır.sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır. ben halkımın kurtuluşu ,türkiye’nin tam bağımsızlığı için savaştım.sizler beni tanıyorsunuz.bir yıldan beri bu bir avuç sömürücüler,vatan satıcıları,isbirlikçiler elindeki bütün imkanlarla bizi dışardan yardim gören, beyinleri yıkanmış,vatan haini,dışardan emir alan,bölücü,diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar.bu bir avuç azınlığa göre vatanseverlik :vatan satmak, yabancılarla işbirliği yapmak, nato’yu ve amerika’yi savunmak ,6. filoyu ağırlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak,işçinin grev hakkini engellemek,amerika’ya ve emperyalizme hizmet etmektir. biz bunlara karşı çıktık.bunun için biz vatan haini, onlar yurtsever oldular. bizi bu mücadeleden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumları eli ile asacak olanlar bilmelidirler ki . biz halkımızın kurtuluşu ve türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi uğruna şerefimizle bir defa öleceğiz.bizi asanlar şerefsizlikleri ile her gün ölecekler.."

           Ülkemizde emperyalist güçlerin oyunu gittikçe artıyor. ülkemiz parça parça satılıyor. özelleştirme diye devletin elinde hiç bir şey kalmadı. hacılar hocalar bizi yönetir oldu. Ulu önder Atatürk'ün ilkelerini hiçe sayar oldular.ergenekon balyoz dediler okumuş aydın kesimi topladılar. o da yetmedi bir şeyler yapılması gereken öğrencileri ezmeye sustumaya kalktılar. panzerlerle makinelilerle girdiler kampüslere. cemaatçi misin 'yok' o zaman sana ygs cevapları yok. artık bazı şeyleri sakalma gereği bile duymuyorlar. insanlar tutuklanırım korkusuyla ağızlarını açamaz oldu. işte ülkemiz bu durumda ama biz susmayacağız, durmayacağız, korkmayacağız. Denizlerin açtığı yolda yürüyeceğiz...

DENİZ… YUSUF… HÜSEYİN… 

o gün erken doğdu kıpkızıl güneş
altı mayıs günü üç darağacı
dağların başında tutuştu ateş
altı mayıs günü üç darağacı

toplandı katiller okundu ferman
dalgalandı deniz, kükredi arslan
çoktan bu ölüme hazırdı inan
altı mayıs günü üç darağacı

çorak topraklarda tohum saçtılar
ne korktular ne kavgadan kaçtılar
gülerek ölüme kucak açtılar
altı mayıs günü üç darağacı

son bir defa haykırdılar dünyaya
devam edin devam edin kavgaya
cellat tekmeyle vudu sehpaya
altı mayıs günü üç darağacı

zamanıyım kırılacak bu çarklar
zulüm yok olacak kurtulur halklar
asırlar geçsede anılacaklar
altı mayıs günü üç darağacı


                                                                                                              

16 Nisan 2011 Cumartesi

Baba Vanga'nın kehanetleri

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 12:18 1 yorum


Baba Vanga olarak bilinen ünlü Bulgar kahinin tam adı Vangelia Pandeva Dimitrova'dır. 31 ocak 1911 de şuan makedonya topraklarında bulunan Strumizta köyünde dünyaya geldi. Gözlerinin kör olamsıyla ilgili iki farklı hikaye vardır. birisi 16 yaşındayken bir fırtına sırasında yıldırım çarpması sonucu görme yeteneğini kaybettği, diğeri ise 12 yaşında sele kapılıp mucizevi bir şekilde hayatta kaldığı ancak kör olduğudur.  Baba Vanga Orta çağın büyük kahini Nostradamus gibi birçok büyük kehanette bulunarak uluslarası üne kavuştu. Hayattayken kehanetleri Bulgar hükümeti tarafından kaleme alınarak sakalanan Vanganın dediklerinini büyük bir bölümü doğru çıktı.(%80olarak hesaplanmıştır)  Baba vanga Bulgaristanda 1989 yıılında devrilen diktatör Todor Jivkov dahil birçok devlet adamını kehanetleri ile etkiledi. 2. dünya savaşı sırasında Adolf Hitler tarafından bizzat ziyaret edilen, KGB nin bile tavsiyeler aldığı Baba Vanga 1996 yılında 85 yaşında hayata veda etti.

NELER BİLDİ?

  • 'İki çelik kuş kulelere çarpacak ve gökyüzü aydınlanacak.' (11 eylül saldırısı)

  • 'yüzyılın sonuna doğru ağustos sıcağında Kursk sular altında kalacak ve dünya felaketi izlerken gözyaşlarını tutamayacak' (bu kehaneti söylediğinde kimse birşey anlamamıştı ancak 20 yıl sonra rus denizaltısı Kursk 118 denizciye mezar olunca herkes yaşlı kadına gerçek bir kahin gözüyle bakmaya başladı)

  • 'Amerikanın 44. başkanı siyah olacak. Siyah başkandan sonra ülke ekonomik krize girecek. dünyaya barış değil felaket getirecek.'(Barack obama amerikanın 44. başkanıdır. dünyaya felaket getirip getirmeyeceği hala belli değil)

  • 'çok önemli bir olay olacak iki büyük lider el sıkışacak...Ama uzun bir zaman sekizlerin sonuna kadar bekleyeceğiz, sekiz çok önemli ve sonunda dünyadaki en öenmli barış anlaşması imzalanacak'(ocak 1988de abd başkanıRonald Reagan ile Sovyetler birliği lideri Mikhail Gorbachev İzlandada biraraya gelip el sıkıştılar. daha sonra rusya G8e katıldı sekizin önemi de bu olsa gerek)

  • 'Vilademir'in ünü ve şerefi bir buz parçası gibi eriyecek, geriye sadece rusya nın görkemli adı kalacak.'(Burda vilademir denilen kimdir? Lenin mi? öyleyse kısmen hatalı çükü Lenin in şerefi erimedi. ancak 1979 da Vanga nın SSCB yerine Rusya demesi çok ilginç)

  • 'İklimler değişecek'(küresel ısınma)

  • 'Birçok felaket ve afet dünyayı sarsacak. insanların düşünceleri değişecek ve inançlar yüzünden bölünecekler.'(çok genelleme bir kehanet olmasına rağmen günümüzdeki terör olaylarını kapsıyor olabilir.)


NELER BİLEMEDİ?

  • '2008 de 4 ülkenin 4 başkanına sukast düzenlenecek ve bu 3. dünya savaşının başlama nedenlerinden biri olacak.'

  • '3. Dünya savaşı Kasım 2010da başlayacak ve ekim 2014e kadar sürecek.'

  • '2011 de radyoaktifdalgalar yüzünden bitki ve haycanlar yok olma noktasına gelecek.'(en azından 2011in ilk 4 ayında böyle bir olay yok)


GELECEĞE DAİR

  • 2014-insanların yarısı kanserle boğuşacak

  • 2016-Avruppanın nüfusu yarı yarıya azalacak

  • 2018-Dünyanın yeni hakimi çin olacak ve çin ekonomik açıdan çok güçlenecek

  • 2023- dünyanın yörüngesinde hafif bir değişiklik olacak

  • 2028- tükenen petrol yerine yeni bir enerji kaynağı bulunacak

  • 2043- müslüman bir devlet yeniden avrupanın tek hakimi olacak

  • 2076-tüm dünyada sınıfsız bir komünizm sistemi yerleşecek

  • 2097-kimse yaşlanmayacak

  • 2167-yeni bir din geleccek

  • 3797-dünyanın sonu gelecek ve insanoğlu başka bir gezegene göç edecek hayat yeniden bşlayacak


Ben yazdım inanıp inanmamak size kalmış. evet Kursk olayından etkilendim çünkü o bunu söylediğinde kursk bi denizaltının adı bile değilmiş ama kişisel fikrimi sorarsanız kehanetlere inanacak değilim zaten bir çoğuda çok genelleme. yani şuan bende gelecekte kanserin artacağını avrupada nüfüsün azalacağını söyleyebilirim. ama eğer tutma oranı gerçekten %80 se bn 2076 yı görmeyi çok istiyorum:)

Mutlu günler...

15 Nisan 2011 Cuma

Hacettepe'de Hazırlık...

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 14:19 3 yorum
         Bu konuyu özellikle achievement (hepimizin anlayacağı dilde 'vize') sonrasına saklıyordum. Nasıl geçti demeyin gerçekten merak ediyorsanız telapatik yolla nasıl sövdüğümü hissedebilirsiniz. Gelelim konumuza hacettepede pek az bölümün zorunlu hazırlığı yoktur. Öğretmenlik, eczacılık ve dişte yoktur mesela. ( hayır ben anlamıyorum Türkçe tıp da var da eczacılık da niye yok? işte saçmalığın daniskası.) Zorunlu hazırlık olan bölümleri seçenler okul başlamadan önce 2 sınava girerler. 1.sini geçemeyenler elementary olurlar. 2. sınav bayağı bi kazıktır. Bu sınavı geçemeyenler intermediate olurlar. Bu sınavı da geçenler bölümlerine mutlu mesut giderler. Bir de 2. sınavdan yüksek bir puan alıp geçiş puanını tutturamayanlar vardır ki bunlarda upper olur. Ama upperlar ilk dönem mezun olurlar.
    Her kurun ders saati farklıdır. Mesela intermediateların günde 3 saattir. 90 dakikalık 2 ders. Düşünsenize bir maç süresince yerinizden kıpırdamadan oturacaksınız. İnanın bir de İngilizce dinliyorsanız sıkılmaktan bile sıkıldığınız zamanlar oluyor. Bu seneki kitabımın her sayfasında sanatsal bir çalışma vardır illaki. Bir sene daha hazırlık okursam ressam olacağım.
      Ek olarak 140 denilen bir olay vardır ki... Şimdi şöyle oluyor. Bu 140lar gönüllü hazırlık okuyan arkadaşlardır. Sizle aynı derse girerler ama siz sınavda yusuf yusuf olurken onlar gayet rahattır çünkü geçme notu gibi bir olayları yoktur. Sonra siz devamsızlıktan kalmamak için gün sayarken onlar yine rahattır çünkü devam zorunlulukları da yoktur. 140 lı arkadaşlar sorunum sizle değil yanlış anlaşılmayayım sistemle..
      İşte böyle hacettepede hazırlık. Ayrıca aptal sınavları (story gibi) vardır. Bir de sunumlar falan hazırlarsınız. Saçma sapan işler işte ama yapmak zorundasınız. Neyse ben sınavdan aşırı bunaldım gidip biraz eğleneyim. mutlu günler:)

27 Mart 2011 Pazar

Anadilde Eğitim

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 00:08 5 yorum
Biraz bayatlamış olsa da hala üzerinde konuşulabilinecek bir konu 'anadilde eğitim'. üzerinde çok konuşuldu çok şey söylendi. özellikle öğrenci cephesi bu konuda çok ısrar etti. bazı kişi veya grupları sonuna kadar desteklememe rağmen bu konuda ne yazıkki ters düşüyorum. Arkadaşlar bir toplumu bir arada tutan bazı şeyler vardır. dilde bunlardan biridir. belki de en önemlisidir. dil farklı olursa aynı toplum içinde çok büyük kopukluklar yaşanır. birbirini anlamayan insanların oluşturduğu yapıya toplum diyebilir miyiz? bu konu hakkında çok insanla konuştum tartıştım. şimdi diyelim ki bu annadilde eğitim olayı onların dediği gibi yapıldı. mesela kürtçe eğitim veren ilkokullar açıldı. sonrasında da liseler. e tabi doğal olarak da üniversiteler. Kürt başka bi okula gitti laz başka bir okula çerkezi ayrı bir okula. peki mezun olduklarında ne olacak? herkes illa kendi memleketinde mi görev yapcak? bu tamamen saçmalık olur. ömrünü aynı şehirde geçireceksin geçirmek zorundasın. senin anadilinin eğitimi sadece bu şehirde varsa mecbursun.

             konuştuğum kişiler bana şunu söyledi:'sonradan öğrenilen dille yapıılan eğitim kekemelik yapıyor' bilimsel açıdan pek bir bilgim yok belki de haklılar ama şöyle bi durum var şuan ben ülkemizde türkçe hiç bilmeden bi çocuğun okul çağına gelmesinin çok zor olduğunu düşünüyorum. yani illaki komşusyla konuşmak için doktorla anlaşmak için türkçe öğreniyorlar.  bu durumda çok da zor olcağını düşünmüyorum.

               anadilde eğitime başlanmasının bi sakıncası da şu atıyorum arapça türk tarihi dersi mi olcak. bu bir çalişki olmaz mı o zaman demezler mi madem eğitim arapça arap tarihi görelim. bu olayın biraz ilerisi de bölünmeye gider zaten. biz bir devletiz. farklı milletler bizim renklerimiz bunlrın kültürlerinin yaşatılmasının dillerinin unutulmamasının tamamıyla yanındayım. ama bunun tek yolu eğitim dilini ortak dilimiz olan türkçedn değiştirmk değildir. mesela okullarda seçmeli ders olarak konulabilir farklı diller. çoğunluğun konuştuğu dile göre yapılabilir. isteyen dilini çok güzel bir şekilde öğrenir. bu durumda anadilim türkçe olmasına rağmen bnde ülkemizde konuşulan farklı dilleri öğrenebilirim.

             benim anadil hakkındaki görüşlerim böyle. ayrıca çevremdeki bazı arap veya farklı kökenden olan kişiler de bu görüşümü destekliyor. yani sen türk oldğn için böyle düşünüyosun gibi bir yorumu kabul etmiyorum.

            Mutlu Günler....

22 Mart 2011 Salı

laptop'a su döküldü ne yapmalıyım?

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 19:55 3 yorum
Arkadaşlar size acı deneyimlerimi anlatacağım ki siz benim yaşadıklarımı yaşamayın. öncelikle başlıktan anlayacağınız gibi bilgisayarıma su döküldü. tamam hepimizin başına gelebilecek talihsiz bi olay ama sonrası...bilgisayar garip garip bağırmaya başladı. açılıyor ama parola yazamadğm için açamıyorum da. direkt telefona sarıldm benden daha akıllı insanlar var allahtan çevremde. bi arkadaşın tavsiyesi üzerine bilgisayarı kaloriferin üstüne koydum ki bu durumda yapılması gereken en akıllıca davranış. sabaha bilgisayar inanmazsınız düzelmişti. eskisindende sağlam olmuştu. hatta arkadaşlara biraz susamış diye espri yapıyodum ama haftasonu geçtikten sonra bilgisayarı bir açtım ki ne göreyim klavye kafayı yemiş. ha bire q basıyor (hani q da tehlikeli harf yanına a da gelince face ye girmeye korktum) neyse ben tabi çok zekiyim ya dedim ki su q nun üzerinde birikmiştir dur ben kurutma makinesiyle kurutym. makineyi en yüksek ısıda açıp qnun üzerine dayadım. sonra ne mi oldu? Ne olabilir ki makineyi kaldırdığım da tuşlar erimişti. şimdi ben ağlamayım da kim ağlasın.( aman siz siz olun kurutma makinesinden uzak durun) şimdi hem q bsıyodu hem diğerlerini basmıyodu. geriye tek çözüm kalmıştı servise götürmek o sırada garanti belgesini elime aldım ne göreyim benim 2010 model laptopumun garantisi 2008de bitmiş. güler misin ağlar mısın şimdi. gelde çıldırma. neyse ertesi gün laptopu aldık düştük yollara elimizde bi iki adresle yolda bi tane bilgisayarcı gördük. üzerinde yetkili servis yazıyodu. biz de inandık girdik adam bize bi hesap çıkardı tanrım! 300 lira bn 300ü duyunca dizlerimin bağı çözüldü. kendime geldim yine telefona sarıldım adamın bana anlattıklarının tamamının yalan olduğunu öğrendim(sahte servislere dikkat edin) neyse asıl servise ulaştık 120 lirayı bayıp yanık ıslak klavyemi değiştirdim şimdi laptopum gayet sağlıklı. olan bnim cüzdana oldu. ama siz bnm yaptıklarımı sakın yapmmayın!

17 Mart 2011 Perşembe

Hacettepe Üniversitesi Tercih Edelim mi?

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 23:17 5 yorum
Bu soruyu ben sorduğumda iş işten çoktan geçmişti. Benden sonraki arkadaşlara yardımcı olmayı kendime borç bildim.(niye biliyorsam?) Ben bu yazıda hacettepenin pek de bilinmeyen daha doğrusu Ankara'da yaşamayanlar için pek de bilinmeyen yönlerini açıklayacağım. Umarım bi faydam dokunur.

       Arkadaşlar hacettepe beytepe ve sıhhıye olmak üzere iki kampüsten oluşur. Sıhhıye kampüsü kızılaya yürüyerek 15 dk mesafededir. Ayrıca 5 dakika uzaklıkta sosyete pazarı vardır ki arayıp da bulamadığınız şey yoktur bu adının niye sosyete olduğunu anlayamadığım pazarda. Bu kampüste sağlıkla ilgili fakülteler bulunur. Aslında kampüs demek de içimden gelmiyor niye mi? Kampüs deyince insanın aklına böyle çimenlerin üstüne uzanmış ders çalışan öğrenciler alan gelir yani en azından benim öyleydi taa ki buraya gelene kadar. Burası bir hastane ve çevresindeki fakültelerden oluşuyor. Çevrede 3 tane daha hastane var ambulans sesini siz düşünün. Buradaki insanların yüzde 80i beyaz önlüklüdür.(benim içimi bunaltıyorlar) ayrıca bu beyaz önlüklülerde hiç anlayamadığım bir brujuva yanı vardır.

      Gelelim beytepeye. Beytepe sanırım ankara merkeze bağlı olan en uzak kampüs. Eskişehir yolu üstünde Odtü Bilkent ve sonra Beytepe bulunur. Buraya ulaşım genelde ego denilen ilkel yük taşımacılığı araçlarıyla sağlanır. Bu egolara binen insanlar balık istifi şekline gelirler ancak şöför amca bu duruma hiç bir zaman inanmaz. Daima arkaya döner ve 'ilerleyelim sağlı sollu yanaşalım' der. (bir gün bu şöför amcaları artı gökçek amcayı bu araçlara yolcu olarak bindirmek istiyorum). bu yolculuk süresi 50 dk ila 90 dk arası değişir nasıl demeyin ben hiç anlamıyorum. Ayrıca ulaşım için Beytepe dolmuşları da vardır ama egodan tam 75 kuruş pahalı olması talebi azaltıyor. Ulaşımdan sonra beytepeden şöyle bir bahsedelim. Bakınca hakkaten kampüs dediğiniz yerdir taa ki atk güvenlik elemanlarını görünceye kadar. Her yerdedirler. Daima kimlik kontrolü halindedirler. Gördükçe insanın okuldan kaçası gelir. Sıhhıyenin burjuva kimliği kadar beytepenin proleterya kimliği vardır.( hergün iki kampüse gidip gelen birisi olarak sanki şehir hatta ülke değiştirmişim gibi geliyor.) Beytepenin ayrıca siyasi olaylarda gurula söylemeliyim Odtüyle çok sıkı bir ilişkisi vardır.

    Hacettepenin iki kampüsünde de yüzme havuzu bulunmamaktadır.(artık liselerde bile var yuh!) öğle ve akşam aynı yemekler çıkar. Hazırlıkların tamamı beytepededir(benim bunu öğrenmem okula gelmeden 3 gün önce oldu). Sosyal yönden kulumuz malesef pek de gelişmiş değildir. Bir çok topluluk bulunmasına rağmen kafanıza uygun ve aktif olanı bir arada bulmanız bayağı bir güçtür. İşte böyle arkadaşlar hacettepe kısaca... Eğer sizi sıkmayacağımı bilsem yazacak o kadar çok şey var ki üniversitemle ilgili. Ama bu soruyu soran insanlara özel üniversiteleri burslu olarak düşünmelerini önerebilirim. Ama tabi sadece bi öneri gelene kapımız hep açık. mutluluk dolu bir gün dilerim arkadaşlar:)

16 Mart 2011 Çarşamba

depresyon

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 04:37 2 yorum
konu başlığına bakıp bu yazı kesin bilimseldir okunmaz demeyin çünkü değil. aslında konuun bilimsel boyutuyla hiç bi bilgim yok. ama şöle bi durum var bi aç gündr kndimi tabiri caizse b.k gibi hissediyordum. sabah kalkıyodum ve mutsuzum hemde böyle güneşli bi havada. enerjisini güneşten alan benim için bu iğrenç bir durumdu. inanmazsınız(yani tanıyanlar inanmaz en azından) dolabımda koca bi çikolata var hemde en kalitelisinden (reklam yapmıyacm önce paraları görelim) bn yemiyorum ya şok edici bi durum. yemek yemeği unutuyodum. sporu aksattım. sanırsam depresyondaydım. (depresyondayım unutuldum aldatıldım şarkısını mahkemeye vercem insanın pskolojisini bozuyor) ama merak etmeyin dostlar depresyonun duvarları yıkıldı bende çıktım.  hem de bir anda oldu herşey bi telefn konuşması sonrası-konuşma gerçekten alakasızdı-bi baktım bişey olmş. içimdeki darlık yine kendini heycana bırakmış. yeni şeyler ypmak için gezmek için mutlu olmak için harika bi heycan... arkadaşlar ülkemizin teyip tarfından yönetiliyo olmasına rağmen dikdatörlük yaklaşıyo olmasına rağmen ergeneknlarla aydınlarımız toplatılıyo olmasına rağmen olabillecğm en fazla derecede mutluym. umarım hepiniz bnm kadr mutlusnzdur hemde nedensiz. size bir tavsiye unutun unutamıyosanız saklayın. çok işe yarıyo. hepinize pembe günler mutluluklar:)

son olaylar!

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 01:29 0 yorum
Selam blog okurları evet işte karşınızdayım:) özlemişim yazmayı. Artık bilerek mi yoksa  bilmeyerek mi(!) hacetepe bilgi işlemin gazabına uğradım bilemiyorum. Bi kaç gündür aranızda yoktum. malesef gece saat 2de bu siteye erişim saat8.30-17.oo arası engellenmiştir diyodu. bu nasıl bi zaman kavramı anlayamadım ve bu işten anlayan bi arkadaşıma (ne hikmetse her başım sıkıştğında onun başını ağrıttım) danıştım. o da bana terimsel bişeler söyledi(şu bilgisayar olayında da hiç çakmıyorum). Büyük bir ihtimal birisi seni üniverstenin bilmem neyinden engellemiş dedi son olarak(zaten tek anladığım kısmı burası oldu). sonrasında hacetteye attığım mail mi işe yaradı yoksa birileri zerzenişlerime kulak mı verdi bilemiyorum. tabi bunların haricinde %5 lik bir kısım var ki teknik arza olayı-böyle şeyler hep beni mi bulur-olabilir. kimsenin günahını almaya niyetim yok benim ki bana yetiyo da artıyo bile.

     Bu aralar bilgisayarla ilgili çok olay yaşıyorum. mesela dün bir arkadaşım bilgisaarın tam üstünde iki eli olduğunu unutup üçüncü elini kullanmayaçalıarak içi su(!) dolu şişelerle bir akrobasi gösterisi yaptı. tabi bu konu da çok başarılı olduğunu inkar edemem ama bnm bilgiisayrda bndan nasibini aldı. sonrasında olanları hatırlamak bile istemiyorum. ben bilgisayarı bıraktım canım arkadaşımı sakinleştirmeye uğraşıyodum. burdan sna sesleniyorum bidaha böle abuk sabuk şeyler için kendini üzüp bni de yorma. neyse konuya dönersek bilgisayarın tamiri için garanti kağıdı aramaya başladım. Buldum ve bir de ne göreyim. Benim 2010 yılının eylül ayında alınmış bilgisayarımın garanti süresi 2010un ğustosunda bitmiş. tabi ben şaşkınlıklar içindeyim. aman siz siz olun yok tanıdıktan aldık akrabaydı demeyin böyle şeyleri kontrol edin. evet bu şirin baba(hala geceleri yatmadan önce şirinleri izlediğimi söylemiş miydim?) öğütünden sonra devam edelim. yine çözüm kaynağı arkadaşımı aradım daha doğrusu bn msj attım o beni aradı bnde arıyck kontör nerde... o da bilgiayarı kaloriferin üstüne koy dedi. tabi bu sırada biz bilgisayarı ne zamn açmaya çalışsak kuyruğuna basılmış gibi bağırıyo. kısa keselim bilgisayarım sabaha düzeldi. meğer birazcık su(!)samış. her ne kadar acayip alıngan bi vatandaş olsada ona burdan teşekkür ediyorum.

     evet değerli okurlar yazamadığım bu süre içinde yazdklarımla ilgili çok olumlu tepkiler aldım. hepinize tek tek teşekkür ediyorum. umarım okumaya devam edersiniz yazılarımdan sıkılmadan gerçi bu zor bi olay neyse hepinize iyigeceler ve bir tavsiye eğer iyi bir çocuk olursanız siz de şirinleri görebilirsiniz:) ben ne yazıkki hiç ii çocuk olamadım...

13 Mart 2011 Pazar

tıp tıp tıp...

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 02:14 2 yorum
üç kere tıp yazdığıma bakmayın 1+6+5=12(kemal kılıçdaroğlu 7+4=12 demişti:)) kere yazmam gerekiyor. 1 sene hazırlık 6 sene pratisyen olmak için uğraş(tabi bu zamanda pratisyene hekim bile demiyorlar o ayrı dava) sonra 5 sene uzmanlık. e uzman olmak zorunda eğilsin demeyin deminki parantez içini boşuna yazmadık ya. doktor oluyorum madem bari cerrah olym demi? zaten bana bu kadar dayanma gücü veren tek şey kan sevdası. hahahahha itiraf ediyorum ben bir caniyim. kasap olcaktım doktor oluyorum. Tabiki yalan. bana kalsa arkeolog olurdum. ama malesef hacettepeyi kazanacak kadar puan alnca kmse sana ne istiyosn diye sormuyor. mecbur doktor oluyosn. ama bende babamın etkisi büyük o dedi ben doktorum sende doktor olcaksn(ya da onun gibi bişey işte). daha ne diyim lisedeyken ne istiyosn diyene mecbur tıp diyodum. kalbimden haykırarak arkeloji dediğimi kim duymak ister?

    evet yazımı takip eden bir iki okuyucum. tıp konusunu boşuna açmadık. bildiğiniz gibi (bilmeyenlerde öğrensin kutlamayanı facedeki arkadaşlarımdan silecem) 14 mart tıp bayramı. kökeni nereye dayanıyo hiiiiiç bir bilgim yok malesef. Ama bu konu hakkında bildiğim bişe var doktorlara abuk sabuk yerlerden bu tarihte çiçekler felan gelir. doktor adaylarına ne gelir onu da görecez artık:) neyse 14 mart bu sene pazartesine geliyor. ama yarın pardon bugün (saat 12 yi geçmiş) bir protesto yürüyüşü var. hakkımızı aramak iin yürüyeceğiz. gerçi biz arıyoruz ama bulamıyacağımız garanti. ne yapsınlar yani sağlığın ticaretleşmesinden faydalanan zavallı godamanlarımızı biz hakkımızı arıyoruz diye gelirlerinden mi etsinler? ASLA. Bunu düşünmek bile büyük hata. yazık onlara nerden çalıp oğullarına gemicikler alacaklar sonra demi?

    işin özü yarın bu soğukta bi taraflarımız dona dona yürüyeceğiz.(tanrım sabah nasıl kalkcam:S) sesimizi birileri duar umuduyla gemicikler yerine bu çok büyük kayıkçık alalım derler belki diye yürüyeceğiz. tek ses çok yürek olacağız. değerli okuyucular aranızda doktor veya adayı varsa tıp bayramı kutlu olsa yoksa da bayramınız kutlu olsun deliye hergün bayramnasıl olsa. e benim yazılarımı okuduğunuza göre pek de akıllı değilsiniz.pembe günler, mutluluklar:)

12 Mart 2011 Cumartesi

merhaba, hello, halao, bonjour, aloha...

Gönderen Hazan Çıtlak zaman: 11:19 7 yorum
Çok uluslarası bir başlık olduğuna bakmayın. 8 yıldır ingilizce görmeme ve şuan hazırlıkta olmama rağmen hala konuşamıyorum. E  bu sorun benden mi yoksa eğitim sistemimiden mi kaynaklanıyor o bi muamma. Şimdi ilk yazıdan yalana gerek yok. İtitraf ediyorum dile karşı yetenekli değilim zor öğreniyorum ama 8 yılda da öğrenemiycek kadar kötü değilimdir ama o muzzam eğitim sistemimize asla laf söyleyemiyeceğimize göre(!) her ne kadar inkar etsem de ben sorunluyum. Demek ki bana tıp fakültesi kazandıran kafam dil konusunda işlemiyor. Yapacak bişey yok.

        Konudan sapmada da üstüme yok yani. Bi merhaba diyim dedim konu nerelere gitti. Önce bir tanışalım. Ben bir garip tıp öğrencisi hazan. Hacettepe tıp hazırlık öğrencisiyim. Artık arada bir kalemimiz yettikçe diyemeyeceğime göre klavyemiz bozulmayıp parmaklarımız basmaya devam ettiği sürece size burdan yazacağım. Ne konuda mı? Zor soru! Hmmmm bi düşüneyim. Siyaset olmaz sonra balyoz, çekiç, orak, engerek'on(on engerek yılanının uydurması) derken hapislerde çürürüm. Bak tam da günü bugün 12 mart. Burda bu konuya girersem yazı başka yerlere gider. neyse devam ediyorum. Bir Öğrenci(baş harfini büyük yazdım bence kutsal meslek) olarak dersler mi? Hiç sanmıyorum. Müzik, spor, sanat ne ya bu gazetenin pazar eki mi? en iyisi konu kısıtlaması yapmayalım. Ne gelirse aklıma konu o işte.

       İlk yazıdan çok uzatıp okuyan(acaba okuyan olacak mı?) bi iki insanı da sıkmaya niyetim yok. Siz tıklayınki bnde yazıyım di mi yani? E buradan bana bu siteyi armağan eden sevgili eski dostum sadettin karlı'ya teşekkürü borç bilirim. Şimdi onu burda övmeye gerek yok zaten o ünlü bir iş adamı yani herkes tanıyo. bu durumda kendimi övmeye daha çok ihtiyacım var sanırım. neyse artık bitiirelim yazımızı herkese pembe bir gün diliyorum. Mutlu olun...:)
 

Bir Garip Doktor Template by Ipietoon Blogger Template | Gift Idea