Şimdi bir düşünün... Henüz 6 yaşındayken başlıyor serüven. Okumayı öğrendiğin andan itibaren bir yarışın içindesin. İlk yıllarda belki bir "aferin" için belki de bir kurdele için uğraşırken yılların geçmesiyle istekler de artıyor. "İyi bir lise kazanayım da üniversitem garanti olsun" düşüncesiyle test kitaplarının arasına gömülüyorsun. Sanki fen lisesi kazanınca her şey hallolacakmış hissi seni bir süre idare ediyor ve farz et ki kazanıyorsun. Lisede rakiplerin daha da dişli. Herkes aynı sınavda aşağı yukarı aynı dereceyle gelmiş o okula. Gördükçe, gençliğin de vermiş olduğu azimle asılıyorsun derslere. "Bir kazanayım da tıpı illaki bitirilir" düşüncesiyle dershane ve okul sırlarında dirsek çürütüyorsun. Henüz 16- 17 yaşındasın. Bu tempoya üniversitede yapacağın aktivitelerin hayali ile alışıyorsun. Çok da şikayetçi değilsin halinden. Deneme sınavları, etütler, kurslar, soru çözümleri... "Sen günde kaç soru çözüyorsun?" yarışları... Bir şekilde kendini bildin bileli hayalini kurduğun tıpı kazanıyorsun. Doktor olacaksın, garanti. Yani sen öyle zannediyorsun. Şimdiye kadar çalıştığın dersin tıp fakültesinde devede kulak kaldığını anladığın an başlıyorsun bocalamaya. Çevren adeta yaprak dökümü.. Kimi kendi isteğiyle başka bölüme gidiyor, kimisi sene tekrarını alışkanlık haline getiriyor. Burası tıp fakültesi yok öyle alttan üsten ders alayım. Hayat diğer bölümlerdeki insanlara alttan almayı öğretirken sana sıfırdan başlamayı öğretiyor. 3. sınıf mı? oku bakalım 4 kez. Anlayınca 4.sınıfa geçersin. Çalış, çalış, çalış... "Kanka hadi partiye gidelim!" "Kanka komitem var ya" Bu muhabbet bir iki derken bir bakıyorsun diğer bölümlerden hiç arkadaşın kalmamış. E zaten sen daha okulu yarıladığın zaman onlar mezun olup iş hayatına atılıyorlar. Şimdi kopmasaydın o zaman kopacaktın, üzülme! Bir şekilde 4.sınıfa gelmeyi başardıysan şimdi de hayat sana "rütbe"yi öğretecek. Asistan, hoca, hemşire, hepsi senden kıdemli. İyi öğren bu rütbe olayını. İntörnlüğünde daha çok işine yarayacak. Şimdi de sözlüler var. 2 haftada bir hocaların karşısında terleyeceksin. Hadi çalış çalış, durma. Hoooop şimdi de dershane başladı. "O nerden çıktı?" deme hiç boşuna. Kocaaaa hacettepe tıp'ı bitirip pratisyen kalamazsın. Uzmanlık şart. Tus'u özetliyorum. En iyi ihtimal 10.000 sayfa. Otur satır aralarına kadar ezberle. Bu kadar. "Kim en iyi ezberler" yarışmasına hoş geldiniz! Doktorluk bunun neresinde? İntörnlükte işte. Dershane dersleri, nöbetler, asistan eziyetleri, idrar taşımalar hepsi bir arada! Cem Yılmaz tabiriyle "little little, in to the middle" Hadi hadi tus yaklaştı çalış. Yaz tatili nedir ki onun senin hakkın olmadığını 24 yaşına kadar anlaman gerekirdi...
İşte tam bu noktadayım. 24 yaşımda hala oturup "ders çalışmak istemiyorum" diye bağıra çağıra ağlayabiliyorum. Sanırım derslerin arasında kaybolurken büyümeyi de unuttuk bir yerlerde. Ben 12 yaşımda da dershaneye gidiyordum. Şimdi de gidiyorum. 12 yaşımdayken ders çalışmamak için değil, Ahmet beni sınavda geçti diye ağlıyordum. Değişen tek nokta bu. Hatta belki o zaman daha olgundum bile diyebilirim.
Bu "korkunç" hayal (size hayal bana gerçek" burada da sınırlı kalmıyor. Bir şekilde tusu kazandın, hocaların egosunu sevip okşayıp büyüttüğün bir asistanlık ve sonrasında doğu görevi... Hadi diyelim ki asistan olmak istemedin. Hakkın ya. "Ben pratisyen kalacağım" dedin. Devlet baba sana ordan el sallıyor, bak. Git otur kucağına da sevsin seni biraz. Ne sandın "24 yıldır okuyorsun, al bu diploman" diyeceğini mi? Yok öyle dünya değil yok öyle Türkiye. "Hadi yavrum git bakayım zorunlu göreve. Şöyle bir iki yıl gönlümü hoş et, sonra vereceğim ben sana diplomanı. Demek Yüksekova'ya gitmek istemiyorsun. Peki işsiz mezunsun o zaman. Ama lise mezunu. Üniversite diploman pufff!"
Artık ağlanacak halimize mi gülüyoruz. gülünecek halimize mi ağlıyoruz orası biraz muamma. Bu gün zorunlu hizmete 2 ay geç başlamak uğruna dekanlıkta verdiğimiz savaştan sonra hayatıma küfretmek yerine instagramda benim yaşımda olup, ders çalışmak zorunda olmayan arkadaşlarımın hayatlarına imrenerek bakarken gelen bir mesajla kahkaha atarken buldum kendimi. Asıl amacım kahkahamın nedenini açıklamaktı ama ruhumun karanlık parçası biraz karamsar bir girişle yazımı sabote etti. Neyse sonuçta hiç tanımadığım bir vatandaştan gelen mesajı ve vatandaşın hayalini gerçeğe nasıl dönüştürdüğümü aşağıda görmektesiniz. Mutlu günler :)
30 Haziran 2017 Cuma
26 Haziran 2017 Pazartesi
Kem Göz
Hayır arkadaşım ben başkası mutsuz diye sevinmiyorum, onun kadar mutsuz değilim diye seviniyorum. Ek olarak benim bir zamanlar yaşadığım bir üzüntüyü yaşadığı için de "baaak nasıl oluyormuş" şeklinde bir zihin sesi oluşmuyor değil. Ama ben hemen bastırıyorum onu.
Bu sıralar hangi çifti sosyal medyadan takip etsem ayrılıyor. Maşallah dediğim üç gün yaşamıyordu, "stalk" dediğim de üç güne gidiyor. Başta bu durumu kem gözlerime vurmuş olsam da aslında buzdağının görünmeyen kısmı başkaydı. Ben bir çifti neden göz hapsine alırım? Durduk yere aklıma gelmezler heralde, rüyama da girmezler. Demek ki o sıralar sosyal medyada çok gözüme ilişmişler, çok paylaşımda bulunmuşlar, mıçmıç ilişkileriyle midemi bulandırmışlar. Sonra çaaat diye ayrılmışlar. Aslında çiftimiz mutsuz, bir problemleri var. Ama "hayır çok mutluyuz" yalanıyla, bizleri ikna ederek kendilerini de inandırabileceklerini düşünüyorlar. Bu olay sosyal medyayla da sınırlı kalmıyor tabi ki. Beni "kronik bekar" gördüklerinden midir nedir "Hazan'ın sevgilisi, nişanlısı, kocası yok; ben kesin ondan mutluyumdur" düşüncesiyle geliyorlar yanıma. Öyle kanıksadım ki durumu bir arkadaşım gelip, "ay biz de çok mutluyuz, canım sevgilim iyi ki var!" dediği anda kafamda ayrılık çanları çalıyor. Ayrılık sonrası çalınan kapımda da sözler klasik " biz aslında o zaman da çok mutsuzduk!"
Arkadaşım sizin anlamadığınız nokta şu, mutluluk insanın içindedir, karşısındakinde değil. Aşık olursun, sevgilin olur ama sen kendinle mutlu değilsen o ilişki sana mutluluk vermez. Ben oldum olası kendisiyle mutlu bir insanım. Hayatımın hiç bir döneminde "keşke bir sevgilim olsa" demedim. Gerektiği yerde zaten olur. "Niye seni kimse beğenmiyor mu, hiç mi talibin yok?" tarzı sorulara sevgili egomun izniyle "hayır, kimse beni beğenmiyor" şeklinde cevap verdim. Ben kendimi seveyim de, başkası sevmese de olur. Ben buraya bunu yazdım diye siz huyunuzdan vazgeçecek değilsiniz. Tamam ya sizi mi kıracağım? Gelin hadi ikna edin beni. Yeni sevgilinizle hepiniz benden mutlusunuz!
Bu sıralar hangi çifti sosyal medyadan takip etsem ayrılıyor. Maşallah dediğim üç gün yaşamıyordu, "stalk" dediğim de üç güne gidiyor. Başta bu durumu kem gözlerime vurmuş olsam da aslında buzdağının görünmeyen kısmı başkaydı. Ben bir çifti neden göz hapsine alırım? Durduk yere aklıma gelmezler heralde, rüyama da girmezler. Demek ki o sıralar sosyal medyada çok gözüme ilişmişler, çok paylaşımda bulunmuşlar, mıçmıç ilişkileriyle midemi bulandırmışlar. Sonra çaaat diye ayrılmışlar. Aslında çiftimiz mutsuz, bir problemleri var. Ama "hayır çok mutluyuz" yalanıyla, bizleri ikna ederek kendilerini de inandırabileceklerini düşünüyorlar. Bu olay sosyal medyayla da sınırlı kalmıyor tabi ki. Beni "kronik bekar" gördüklerinden midir nedir "Hazan'ın sevgilisi, nişanlısı, kocası yok; ben kesin ondan mutluyumdur" düşüncesiyle geliyorlar yanıma. Öyle kanıksadım ki durumu bir arkadaşım gelip, "ay biz de çok mutluyuz, canım sevgilim iyi ki var!" dediği anda kafamda ayrılık çanları çalıyor. Ayrılık sonrası çalınan kapımda da sözler klasik " biz aslında o zaman da çok mutsuzduk!"
Arkadaşım sizin anlamadığınız nokta şu, mutluluk insanın içindedir, karşısındakinde değil. Aşık olursun, sevgilin olur ama sen kendinle mutlu değilsen o ilişki sana mutluluk vermez. Ben oldum olası kendisiyle mutlu bir insanım. Hayatımın hiç bir döneminde "keşke bir sevgilim olsa" demedim. Gerektiği yerde zaten olur. "Niye seni kimse beğenmiyor mu, hiç mi talibin yok?" tarzı sorulara sevgili egomun izniyle "hayır, kimse beni beğenmiyor" şeklinde cevap verdim. Ben kendimi seveyim de, başkası sevmese de olur. Ben buraya bunu yazdım diye siz huyunuzdan vazgeçecek değilsiniz. Tamam ya sizi mi kıracağım? Gelin hadi ikna edin beni. Yeni sevgilinizle hepiniz benden mutlusunuz!
25 Haziran 2017 Pazar
Uzun İlişki Kızı
İnsanları kalıplar içine sokmak hoş bir şey değil biliyorum ama yaptığım her şeyin de hoş olduğunu iddia etmiyorum zaten. Şimdi size bir insan modelinden bahsedeceğim. Tam olarak fabrika seri üretimi gibi.. İlla ki sizin çevrenizde de bu insanlardan biri veya birkaçı hiç olmadı benzeri vardır.
Modelin adı "uzun ilişki kızı". Bu model kızlarımız henüz ilkokul sıralarındayken kendilerini belli ederler. Allahın hikmeti mi hormonların erken işgalimi bilinmez yaşıtları çizgi film izlerkerken bu kızımız karşı cinsi keşfetmiş durumdadır. "Sevgililik" kelimesi ilk olarak bu kızlarımızın hamleleriyle maddi bir boyut kazanır gözümüzde. Çöp kutusunun başında kalem açarken kurulan küçük konseyde "duydunuz mu Aliyle Ayşe el ele tutuşmuş" sözü ile başlar ömürlük serüven.
Lise yıllarına geldiğimizde, ilkokuldan tecrübe sahibi olan kızımız daha sınıftakiler birbirinin ismini öğrenmemişken birisini kestiriverir gözüne. Hep de okulun fırlama, serseri çocuğu olur bu kestirilen kişi. Bir kaç gün içinde başlar okul arkası serüvenleri. O okulun arkasında ne varsa ben bir türlü anlayamamışımdır ancak çiftimizin uğrak mekanı olur. Bir kaç ay içinde parmaklarda yüzükler başgöstermeye başlar. Bir liracıdan elli kuruşa alınan yüzükler tabi ki okul arkasında takılır parmaklara. Sonrasında o yüzük belki bin kez çıkartılıp takılır. Neden genellikle kıskançlık olur. Fırlama delikanlımızın illaki bir aşığı olur. Yani yanından bi kız geçse kızımız onu "aşığı" zanneder. Kızımızın peşine başka bir delikanlı takılır. Bulunmaz hint kumaşı çünkü. O yüzükler balkonlardan, camlardan, mektuplarla, şarkılarla atılır aynı şekilde geri takılır. Bu durum tabi ki sadece çiftimizi etkilemez. Kızın arkadaşları hep beraber terk eder genci, delikanlının arkadaşı hep beraber çıkartır yüzüğü. Öyle bir birliktelik. "Aşk"ı dizilerden öğrenen bir nesil için yanlarında yaşanan canlı dizi oldukça heyecan vericidir. O yüzden verirler gazı verirler gazı. Hep bir aksiyon, hep bir dram...
Bu kızlarımız genelde liseyle birlikte eğitim hayatlarını da bitiriler. Her şeye erken başladıkları için evlilik müessesine de çok erken yaşlarda adım atarlar. O lisedeki bıçkın delikanlıyla atılan son yüzükten sonra bir anda bir yerlerden çıkan adamla psikolojisi çok da iyi olmayan güzel ülkeme kavga gürültü içinde yetişmiş bir çocuk hediye etmeyi de ihmal etmezler.
Gelelim üniversite hayatına devam etmiş olan "uzun ilişki kızlarımıza"... Üniversiteye başladığı anda bir boşluğa düşer. Lisedeki aşk hayatının arka fonunu oluşturan arkadaşları burada bulunmamaktadır. O atılan yüzükle, kıskançlık krizleriyle hop oturup hop kalkan kimse yoktur çevresinde. Üniversitede herkes kendi hayatına dalmış, herkes kendi dizisini çevirmektedir. Artık "serseri sevgili"nin bir numarası kalmadığına göre o ilişki itinayla bitirilip yenisine yelken açılır. Erkekler konusunda master yapmış olan kızımızın masum, ağır başlı tavırlarıyla, hanım hanımcık duruşuyla yeni bir uzun ilişkiye başlaması çok da uzun sürmez. Bu bölümde çok anlatılacak bir şey yoktur. Kızımızın bütün hayatı sevgilisidir. E öyle olunca arkadaş edinmek için hiçbir çaba sarf etmez. Üniversitenin ikinci veya üçüncü yılında hiç akla gelmeyecek bir şey olur. Kızımız terk edilir. Herkes şok diyemeyeceğim çünkü çevresinde üç beş insan ya vardır ya yoktur. Onlarında umrunda değildir bu ilişki. İşte kızımız tam bu noktada hayatının bocalamasını yaşar. Ne ilkokuldaki popülaritesi ne lisedeki arka fon arkadaşları vardır. Yapayalnızdır. Başlarda yalnız takılmaya çabalar ama böyle "mutluyum" pozları veremeyeceğini fark edince bir arkadaş grubuna invaze olmaya çalışır. E adamlar ne zamandır arkadaş. Alırlar mı seni aralarına? Hayır alsalar bile senin sevgilin gibi çekerler mi nazını? Çekmezler. Kızımız bu arkadaş olayının çok da ona göre olmadığını anlayınca kendine yeni kurbanlar aramaya başlar. Bir iki reddedilme üç beş dedikodu altı yedi yanlış adım derken çıtayı düşürdükçe düşürür ve hoooop "aranan sevgili bulundu!" "Senden önce sadece bir sevgilim oldu" ile başlayan ilişki "senden önce boşa yaşamışım" şeklinde devam eder. Sonuç bu, bu olmadı bi sonraki, o da olmadı daha da sonraki "en büyük aşkı" ile mutsuz bir evlilik... Evliliği kurtarmak adına yapılmış bir çocuk... Mutsuz bir ailede sevgisiz büyüyen kız çocuğu da farkında olmadan mutlu olmak adına annesinin yolundan gider. Ve bu "kadersizlik" (onlar öyle diyor) nesiller boyunca aktarılarak devam eder. Mutluluğu kendinizde bulmanız dileğiyle... Son.
Modelin adı "uzun ilişki kızı". Bu model kızlarımız henüz ilkokul sıralarındayken kendilerini belli ederler. Allahın hikmeti mi hormonların erken işgalimi bilinmez yaşıtları çizgi film izlerkerken bu kızımız karşı cinsi keşfetmiş durumdadır. "Sevgililik" kelimesi ilk olarak bu kızlarımızın hamleleriyle maddi bir boyut kazanır gözümüzde. Çöp kutusunun başında kalem açarken kurulan küçük konseyde "duydunuz mu Aliyle Ayşe el ele tutuşmuş" sözü ile başlar ömürlük serüven.
Lise yıllarına geldiğimizde, ilkokuldan tecrübe sahibi olan kızımız daha sınıftakiler birbirinin ismini öğrenmemişken birisini kestiriverir gözüne. Hep de okulun fırlama, serseri çocuğu olur bu kestirilen kişi. Bir kaç gün içinde başlar okul arkası serüvenleri. O okulun arkasında ne varsa ben bir türlü anlayamamışımdır ancak çiftimizin uğrak mekanı olur. Bir kaç ay içinde parmaklarda yüzükler başgöstermeye başlar. Bir liracıdan elli kuruşa alınan yüzükler tabi ki okul arkasında takılır parmaklara. Sonrasında o yüzük belki bin kez çıkartılıp takılır. Neden genellikle kıskançlık olur. Fırlama delikanlımızın illaki bir aşığı olur. Yani yanından bi kız geçse kızımız onu "aşığı" zanneder. Kızımızın peşine başka bir delikanlı takılır. Bulunmaz hint kumaşı çünkü. O yüzükler balkonlardan, camlardan, mektuplarla, şarkılarla atılır aynı şekilde geri takılır. Bu durum tabi ki sadece çiftimizi etkilemez. Kızın arkadaşları hep beraber terk eder genci, delikanlının arkadaşı hep beraber çıkartır yüzüğü. Öyle bir birliktelik. "Aşk"ı dizilerden öğrenen bir nesil için yanlarında yaşanan canlı dizi oldukça heyecan vericidir. O yüzden verirler gazı verirler gazı. Hep bir aksiyon, hep bir dram...
Bu kızlarımız genelde liseyle birlikte eğitim hayatlarını da bitiriler. Her şeye erken başladıkları için evlilik müessesine de çok erken yaşlarda adım atarlar. O lisedeki bıçkın delikanlıyla atılan son yüzükten sonra bir anda bir yerlerden çıkan adamla psikolojisi çok da iyi olmayan güzel ülkeme kavga gürültü içinde yetişmiş bir çocuk hediye etmeyi de ihmal etmezler.
Gelelim üniversite hayatına devam etmiş olan "uzun ilişki kızlarımıza"... Üniversiteye başladığı anda bir boşluğa düşer. Lisedeki aşk hayatının arka fonunu oluşturan arkadaşları burada bulunmamaktadır. O atılan yüzükle, kıskançlık krizleriyle hop oturup hop kalkan kimse yoktur çevresinde. Üniversitede herkes kendi hayatına dalmış, herkes kendi dizisini çevirmektedir. Artık "serseri sevgili"nin bir numarası kalmadığına göre o ilişki itinayla bitirilip yenisine yelken açılır. Erkekler konusunda master yapmış olan kızımızın masum, ağır başlı tavırlarıyla, hanım hanımcık duruşuyla yeni bir uzun ilişkiye başlaması çok da uzun sürmez. Bu bölümde çok anlatılacak bir şey yoktur. Kızımızın bütün hayatı sevgilisidir. E öyle olunca arkadaş edinmek için hiçbir çaba sarf etmez. Üniversitenin ikinci veya üçüncü yılında hiç akla gelmeyecek bir şey olur. Kızımız terk edilir. Herkes şok diyemeyeceğim çünkü çevresinde üç beş insan ya vardır ya yoktur. Onlarında umrunda değildir bu ilişki. İşte kızımız tam bu noktada hayatının bocalamasını yaşar. Ne ilkokuldaki popülaritesi ne lisedeki arka fon arkadaşları vardır. Yapayalnızdır. Başlarda yalnız takılmaya çabalar ama böyle "mutluyum" pozları veremeyeceğini fark edince bir arkadaş grubuna invaze olmaya çalışır. E adamlar ne zamandır arkadaş. Alırlar mı seni aralarına? Hayır alsalar bile senin sevgilin gibi çekerler mi nazını? Çekmezler. Kızımız bu arkadaş olayının çok da ona göre olmadığını anlayınca kendine yeni kurbanlar aramaya başlar. Bir iki reddedilme üç beş dedikodu altı yedi yanlış adım derken çıtayı düşürdükçe düşürür ve hoooop "aranan sevgili bulundu!" "Senden önce sadece bir sevgilim oldu" ile başlayan ilişki "senden önce boşa yaşamışım" şeklinde devam eder. Sonuç bu, bu olmadı bi sonraki, o da olmadı daha da sonraki "en büyük aşkı" ile mutsuz bir evlilik... Evliliği kurtarmak adına yapılmış bir çocuk... Mutsuz bir ailede sevgisiz büyüyen kız çocuğu da farkında olmadan mutlu olmak adına annesinin yolundan gider. Ve bu "kadersizlik" (onlar öyle diyor) nesiller boyunca aktarılarak devam eder. Mutluluğu kendinizde bulmanız dileğiyle... Son.
19 Haziran 2017 Pazartesi
Sezon Finali
Boş bir sayfa açtım. Yazdım, sildim... Tekrar, tekrar... En son yine boş sayfaya bakarken buldum kendimi. Olmuyor. Nasıl ifade edeceğim bilemiyorum. Zihnimde kendiliğinden cümle haline gelen kelimelerim terk edip gitti sanki beni. Hayatımın en zor yazısını yazıyorum. Bundandır son ana kadar ertelemem. O Kadar keskin bir virajdayım ki, karşıyı hiç görmüyorum. 17 yaşımdan 24 yaşıma kadar biriktirdiğim her şey bir anda "puff" uçacak. Ve benim en ufak engel olma şansım yok.
Ankara'ya ilk geldiğimde küçücük bir kız çocuğuydum. Bir elimde valizim, bir elimde oyuncak ayım... Şimdi bakıyorum da ne kadar da cesurmuşum. Yeni insanlar tanıyacağım, yeni yerler keşfedeceğim, yeni duygular tadacağım diye içim içime sığmıyordu. İnsanları tanıdıkça insanlardan korkuyormuş insan. Bunu anladım.
Asıl üzüldüğüm 7 yıl önce kafamda çizdiğim, yaşamak istediğim her şeyi yaşadığım bir bölümün sonuna gelmek mi, sevdiğim insanlardan ayrılacak olmak mı yoksa bilinmezliğe adım atacak olmak mı? Hiç birine hazır değilim. Hani insan "her şeyi herkesi arkamda bırakıp hiç bilmediğim yerlere gitmek istiyorum" der ya. Ben istemesem de tam o noktadayım.
Bundan 3 ay sonra hayatımda adımımı atmadığım bir şehrin, hiç duymadığım ilçesinde kalbi durmuş bir insanı hayata döndürmek için kendimi parçalıyor olma ihtimalim o kadar yüksek ki! Ya yanlış bir şey yaparsam? Ya zarar verirsem? Çok sevdiğim doktorluğun bu kadar ağır olduğunu yeni yeni fark ediyorum. Tek başıma hayati kararlar almakmış benim işim.
3 saattir bilgisayarın başında oturuyorum. Düşük çeneli Hazan'ın da kelimelerinin kifayetsiz kaldığı anlar oluyormuş.
Evet sevgili okuyucu, "bir garip tıp öğrencisi"nin sonuna geldik. Artık "bir garip doktor" olarak yolumuza devam edeceğiz. Hazır mıyız?
Ankara'ya ilk geldiğimde küçücük bir kız çocuğuydum. Bir elimde valizim, bir elimde oyuncak ayım... Şimdi bakıyorum da ne kadar da cesurmuşum. Yeni insanlar tanıyacağım, yeni yerler keşfedeceğim, yeni duygular tadacağım diye içim içime sığmıyordu. İnsanları tanıdıkça insanlardan korkuyormuş insan. Bunu anladım.
Asıl üzüldüğüm 7 yıl önce kafamda çizdiğim, yaşamak istediğim her şeyi yaşadığım bir bölümün sonuna gelmek mi, sevdiğim insanlardan ayrılacak olmak mı yoksa bilinmezliğe adım atacak olmak mı? Hiç birine hazır değilim. Hani insan "her şeyi herkesi arkamda bırakıp hiç bilmediğim yerlere gitmek istiyorum" der ya. Ben istemesem de tam o noktadayım.
Bundan 3 ay sonra hayatımda adımımı atmadığım bir şehrin, hiç duymadığım ilçesinde kalbi durmuş bir insanı hayata döndürmek için kendimi parçalıyor olma ihtimalim o kadar yüksek ki! Ya yanlış bir şey yaparsam? Ya zarar verirsem? Çok sevdiğim doktorluğun bu kadar ağır olduğunu yeni yeni fark ediyorum. Tek başıma hayati kararlar almakmış benim işim.
3 saattir bilgisayarın başında oturuyorum. Düşük çeneli Hazan'ın da kelimelerinin kifayetsiz kaldığı anlar oluyormuş.
Evet sevgili okuyucu, "bir garip tıp öğrencisi"nin sonuna geldik. Artık "bir garip doktor" olarak yolumuza devam edeceğiz. Hazır mıyız?
27 Mayıs 2017 Cumartesi
Eskisini Getir, Yenisini Götür
Mezuniyet tarihimizi bir hafta öne çektiler. An itibariyle bir aydan az süre sonra öğrencilik hayatım bitiyor. Hazır mıyım? Çalışmaya, iş hayatının sorumluluklarına, evlenmeye, çocuk sahibi olmaya, yüzümdeki kırışıklıklara... Cık, hiç sanmıyorum. Daha dün şu sınav geçsin partilere akalım diyordum. Gerçi hala diyorum da aldığım zevk aynı olmuyor ki. İstediğim kadar 17 yaşımda hissedeyim, belli ki o zamanda bu zamana çok şeyler değişmiş. İşte 7 yılda bende değişenler...
1. Eski Hazan kızıl saçlıydı ve "insanlar neden sarışın olur ki?" derdi. Yeni Hazan sarışın.
2. Eski Hazan sık sık "asla" derdi ve bunu büyük bir gururla söylerdi. Çok sevdiği, yıkılmaz sandığı duvarları vardı. Yeni Hazan tükürdüğünü yalama, başkasında eleştirdiğini kendisi yapma konularında oscara aday gösterilince "asla" demekten vazgeçti.
3. Eski Hazan hunharca, acımadan eleştirirdi. Siyah ve beyaza inanırdı. Eğer onun tabularına aykırı hareket ettiyseniz siyahtınız ve onun hayatında yeriniz yoktu. Yeni Hazan dünyadaki en gri şeyin kendisi olduğunu gördüğünden beri her hatayı affediyor.
4. Eski Hazan ruj sürünce makyaj yaptığını zannederdi, yeni Hazan fondöten, eyeliner, ruj ve kaş farını makyajdan saymaz. Aydınlatıcı, kapatıcı sürmeden makyaj olmaz ki! Fondöten doğal bir kere!
5. Eski Hazan kendisini çok güçlü zannederdi. Bu yüzden cesurdu. Yeni Hazan o
kadar çok kırılıp yapıştı ki anlamsız cesaretin çok da gerekli bir şey olmadığının farkında.
6. Eski Hazan sevginin gücüne inanırdı. İki insan birbirini seviyorsa ohooooo. Aşılmayacak dağ, geçilmeyecek dere yoktu. Yeni Hazan sevginin dağ açmak için kürek, dere geçmek için köprü olmayacağının farkında. Sevgi insan ilişkilerinde başlatıcı faktör olabilir ancak sonrasında ilişkiyi sürdürme konusunda çok gerilere düştüğü kesin.
7. Eski Hazan yürürdü. Her yere yürürdü. Yeni Hazan utanmasa tuvalete arabayla gidecek.
8. Eski Hazan düşünürdü. Üç gün sonrayı, beş yıl sonrayı... Hayaller kurar mutlu olurdu. Yeni Hazan o düşünse de düşünmese de hayatın onun için planları olduğunun farkında. Bu yüzden anı yaşıyor. Hayal de kurmuyor. Bekletiye girmedikçe hiç üzülmüyor.
9. Eski Hazan insanları kazanmaya çalışrdı. Yeni Hazan hayatında kalması gereken kişinin kovsa da gitmeyeceğinin bilincinde. Bu yüzden insanlar için çaba göstermiyor. Gidene by by gelene hay hay. (Ruhumdaki kamyon şöförü devreye girdi)
10. Eski Hazan koministti, yeni Hazan hunharca kapitalist. Yaşasın zenginler ve michael korse çantalar...
11. Eski Hazan rengarenk giyinirdi, kol çantası takmazdı, pazardan alışveriş yapardı. Yeni Hazan topuklu ayakkabılarıyla aşk yaşayan bir avm kızı.
12. Eski Hazan inanırdı. Herkesin anlattığına inanırdı. "Bir palyaço neden yalan söylesin ki? Ben palyaço olsam söylemezdim. Marangoz olsaydım da söylemezdim. Ben insan olsaydım yalan söylemezdim." Yeni Hazan herkesin kendi doğrusu olduğunun farkında. Sen anlat, ben dinliyorum...
13. Eski Hazan başkalarının mutluluğuyla mutlu olurdu. Yeni Hazan başkalarının mutsuzluğuyla haline şükrediyor.
14. Eski Hazan aşka inanmazdı. Yeni Hazan dünyayı aşkın kurtaracağının ama ömrünün dünyayı kurtarmaya yetmediğini düşünüyor.
15. Eski Hazan pop dinlemezdi. "İki günlük ömrü olan şarkı şarkı değildir" derdi. Yeni Hazan onu eğlendiren her şeyi dinler. Üç günlük dünyada iki günlük şarkı da olur. Çok da sanat kasmaya gerek yok.
16. Eski Hazan hırslıydı. Kafasına bir şeyi kor, onun için gece gündüz uğraşırdı.
Yeni Hazan "amaaaaaan" diyor.
17. Eski Hazan kendisini çok da önemsemezdi. Yeni Hazan çok sayıda insanın ıq düzeyinin tek haneli olduğunu fark ettiğinden beri geceleri egosuna sarılıp uyuyor.
18. Eski Hazan insanların değişeceğine, insanları değiştirebileceğine inanırdı. Yeni Hazan hiç kimsenin biri için değişmeyeceğinin bilincinde. Kimseyi değiştirmek için çaba göstermiyor. Varsa hazır yontulmuşu alıyor, yoksa kimseyi keresteden heykel yapmaya uğraşmıyor.
19. Eski Hazan başarınca mutlu olurdu, yeni Hazan mutlu olmak için başarıyor. (Çoğunlukla başaramıyor olsa da)
20. Eski Hazan karşılaştığı bir olay karşısında en kötü senaryoyu kafasında kurar, buna bağlı kendini harap ederdi. Yeni Hazan mı? Olay da sen de... Hadi gel bir çay içelim.
1. Eski Hazan kızıl saçlıydı ve "insanlar neden sarışın olur ki?" derdi. Yeni Hazan sarışın.
2. Eski Hazan sık sık "asla" derdi ve bunu büyük bir gururla söylerdi. Çok sevdiği, yıkılmaz sandığı duvarları vardı. Yeni Hazan tükürdüğünü yalama, başkasında eleştirdiğini kendisi yapma konularında oscara aday gösterilince "asla" demekten vazgeçti.
3. Eski Hazan hunharca, acımadan eleştirirdi. Siyah ve beyaza inanırdı. Eğer onun tabularına aykırı hareket ettiyseniz siyahtınız ve onun hayatında yeriniz yoktu. Yeni Hazan dünyadaki en gri şeyin kendisi olduğunu gördüğünden beri her hatayı affediyor.
4. Eski Hazan ruj sürünce makyaj yaptığını zannederdi, yeni Hazan fondöten, eyeliner, ruj ve kaş farını makyajdan saymaz. Aydınlatıcı, kapatıcı sürmeden makyaj olmaz ki! Fondöten doğal bir kere!
5. Eski Hazan kendisini çok güçlü zannederdi. Bu yüzden cesurdu. Yeni Hazan o
kadar çok kırılıp yapıştı ki anlamsız cesaretin çok da gerekli bir şey olmadığının farkında.
6. Eski Hazan sevginin gücüne inanırdı. İki insan birbirini seviyorsa ohooooo. Aşılmayacak dağ, geçilmeyecek dere yoktu. Yeni Hazan sevginin dağ açmak için kürek, dere geçmek için köprü olmayacağının farkında. Sevgi insan ilişkilerinde başlatıcı faktör olabilir ancak sonrasında ilişkiyi sürdürme konusunda çok gerilere düştüğü kesin.
7. Eski Hazan yürürdü. Her yere yürürdü. Yeni Hazan utanmasa tuvalete arabayla gidecek.
8. Eski Hazan düşünürdü. Üç gün sonrayı, beş yıl sonrayı... Hayaller kurar mutlu olurdu. Yeni Hazan o düşünse de düşünmese de hayatın onun için planları olduğunun farkında. Bu yüzden anı yaşıyor. Hayal de kurmuyor. Bekletiye girmedikçe hiç üzülmüyor.
9. Eski Hazan insanları kazanmaya çalışrdı. Yeni Hazan hayatında kalması gereken kişinin kovsa da gitmeyeceğinin bilincinde. Bu yüzden insanlar için çaba göstermiyor. Gidene by by gelene hay hay. (Ruhumdaki kamyon şöförü devreye girdi)
10. Eski Hazan koministti, yeni Hazan hunharca kapitalist. Yaşasın zenginler ve michael korse çantalar...
11. Eski Hazan rengarenk giyinirdi, kol çantası takmazdı, pazardan alışveriş yapardı. Yeni Hazan topuklu ayakkabılarıyla aşk yaşayan bir avm kızı.
12. Eski Hazan inanırdı. Herkesin anlattığına inanırdı. "Bir palyaço neden yalan söylesin ki? Ben palyaço olsam söylemezdim. Marangoz olsaydım da söylemezdim. Ben insan olsaydım yalan söylemezdim." Yeni Hazan herkesin kendi doğrusu olduğunun farkında. Sen anlat, ben dinliyorum...
13. Eski Hazan başkalarının mutluluğuyla mutlu olurdu. Yeni Hazan başkalarının mutsuzluğuyla haline şükrediyor.
14. Eski Hazan aşka inanmazdı. Yeni Hazan dünyayı aşkın kurtaracağının ama ömrünün dünyayı kurtarmaya yetmediğini düşünüyor.
15. Eski Hazan pop dinlemezdi. "İki günlük ömrü olan şarkı şarkı değildir" derdi. Yeni Hazan onu eğlendiren her şeyi dinler. Üç günlük dünyada iki günlük şarkı da olur. Çok da sanat kasmaya gerek yok.
16. Eski Hazan hırslıydı. Kafasına bir şeyi kor, onun için gece gündüz uğraşırdı.
Yeni Hazan "amaaaaaan" diyor.
17. Eski Hazan kendisini çok da önemsemezdi. Yeni Hazan çok sayıda insanın ıq düzeyinin tek haneli olduğunu fark ettiğinden beri geceleri egosuna sarılıp uyuyor.
18. Eski Hazan insanların değişeceğine, insanları değiştirebileceğine inanırdı. Yeni Hazan hiç kimsenin biri için değişmeyeceğinin bilincinde. Kimseyi değiştirmek için çaba göstermiyor. Varsa hazır yontulmuşu alıyor, yoksa kimseyi keresteden heykel yapmaya uğraşmıyor.
19. Eski Hazan başarınca mutlu olurdu, yeni Hazan mutlu olmak için başarıyor. (Çoğunlukla başaramıyor olsa da)
20. Eski Hazan karşılaştığı bir olay karşısında en kötü senaryoyu kafasında kurar, buna bağlı kendini harap ederdi. Yeni Hazan mı? Olay da sen de... Hadi gel bir çay içelim.
19 Mayıs 2017 Cuma
Mezuniyet Kınası
"2 yıllık üniversite okuyanla benim kepim bir mi?" derdi Aysun Kayacı benim yerimde olsa. Köydeki çobanla kendi oyunu kıyasladığında tüm Türkiye bir olup yerden yere vurmuştu kadını. O zaman da anlamamıştım, kadının dediğini anlamayacak kadar gerizekalı mı bu toplum yoksa salağa yatıp prim yapalım modunda mı diye. Tam ikinci şık doğrusu diyeceğim bu sefer de aklıma Aziz Nesin geliyor. 1982den beri tartışılan "Türklerin yüzde 60ı aptaldır" sözü... Bence adam gayet optimistik yaklaşmış olaya. Gerçi yüzde 60ı aptal demek kalan yüzde 40ı zekidir anlamına gelmiyor. Eminim öyle olsa her yıl televizyonda "ağzı çalkalamak orucu bozar mı?" sorusu zirilyon kez tartışılmazdı. (Ramazan is coming)
Çevremdeki herkes bu sene mezun oluyor gibi hissediyorum. Boy boy fotoğraflar, törenler, balolar... Her şeyin bokunu çıkarma konusunda benimle yarışan canım ülkemde gün geçmiyor ki yeni bir adet pörtlemesin. Mezuniyet kınası nedir arkadaş? Hadi pikniği anladım. İşte son son arkadaşlarla bi ip atlayalım, top oynayalım. Bu kınayı kim çıkarttı? Biz üniversite okuduk ( okuduğu bölüm evde koca bekleme garantili) o yüzden evlenemedik ( kaçıyor çünkü gelinlik) bari mezun olurken yakalım kınayı mı diyorlar? Yalnız eğer o iki yıllık okul için eline yakıyorsa kınayı ben yedi yılım için tüm vücudumu kaplatırım, buraya yazıyorum.
"Bitti mi, inanmıyorum, zor oldu ama bitti sonunda!" Yahu bir git. Haftada üç gün dersin vardı onun da iki gününe imza attırdın. "Ay vizem, aman finalim" dedin dizini kırıp iki gün çalışmadın. "Ama bizim bölüm çok zooooor" dedin gözünü ayıra ayıra binumum partilerden, gezmelerden geri kalmadın. Şimdi durmuş "bitti mi inanmıyorum" diyorsun. E gezmekten tozmaktan okula gitme fırsatı bulamadıysan inanmazsın tabi. Zordur idrakı şimdi senin için.
"Ben hayatta tıp okuyamazdım, o ne öyle ömrün çalışmakla geçiyor." Güzel yavrucum, ruhu sarışınım zaten okuyabilecek durumda olsan okuyor olurdun. Sen neden okuyamıyorsun da ben okuyabiliyorum önce bir düşünmen lazım. Hayır sanki tıp oku diye herkese yalvarmışlar da onlar beğenmemiş en son bana kalmış gibi hissediyorum. Napalım biz çükibios üniversitesinin fıkıtımetri bölümünü kazanamadık, Hacettepe'de tıp vardı buraya geldik. Siz gezdiniz, biz ders çalıştık. Sonra siz iş bulmak için gezdiniz, biz bu sefer hastanede çalıştık. Sonra siz iş buldunuz, bu sefer de "doktorlar çok maaş alıyor, her yurt dışında geziyor" dediniz. İşte sen okuyamazdın, o kadar çalışmaya dayanamazdın, beğenmedin, bana kaldı. Şimdi nedendir bu isyanın?
Yine dolmuş dolmuş içime atmışım. Yazdım, oh, az da olsa rahatladım. Hadi durmayın günde onbeş yirmi fotoğraf atın. Mezun olun hadi. Yakın kınaları yak yak. Bizim mezun olmaya bile zamanımız yok. Mutlu günler...
Çevremdeki herkes bu sene mezun oluyor gibi hissediyorum. Boy boy fotoğraflar, törenler, balolar... Her şeyin bokunu çıkarma konusunda benimle yarışan canım ülkemde gün geçmiyor ki yeni bir adet pörtlemesin. Mezuniyet kınası nedir arkadaş? Hadi pikniği anladım. İşte son son arkadaşlarla bi ip atlayalım, top oynayalım. Bu kınayı kim çıkarttı? Biz üniversite okuduk ( okuduğu bölüm evde koca bekleme garantili) o yüzden evlenemedik ( kaçıyor çünkü gelinlik) bari mezun olurken yakalım kınayı mı diyorlar? Yalnız eğer o iki yıllık okul için eline yakıyorsa kınayı ben yedi yılım için tüm vücudumu kaplatırım, buraya yazıyorum.
"Bitti mi, inanmıyorum, zor oldu ama bitti sonunda!" Yahu bir git. Haftada üç gün dersin vardı onun da iki gününe imza attırdın. "Ay vizem, aman finalim" dedin dizini kırıp iki gün çalışmadın. "Ama bizim bölüm çok zooooor" dedin gözünü ayıra ayıra binumum partilerden, gezmelerden geri kalmadın. Şimdi durmuş "bitti mi inanmıyorum" diyorsun. E gezmekten tozmaktan okula gitme fırsatı bulamadıysan inanmazsın tabi. Zordur idrakı şimdi senin için.
"Ben hayatta tıp okuyamazdım, o ne öyle ömrün çalışmakla geçiyor." Güzel yavrucum, ruhu sarışınım zaten okuyabilecek durumda olsan okuyor olurdun. Sen neden okuyamıyorsun da ben okuyabiliyorum önce bir düşünmen lazım. Hayır sanki tıp oku diye herkese yalvarmışlar da onlar beğenmemiş en son bana kalmış gibi hissediyorum. Napalım biz çükibios üniversitesinin fıkıtımetri bölümünü kazanamadık, Hacettepe'de tıp vardı buraya geldik. Siz gezdiniz, biz ders çalıştık. Sonra siz iş bulmak için gezdiniz, biz bu sefer hastanede çalıştık. Sonra siz iş buldunuz, bu sefer de "doktorlar çok maaş alıyor, her yurt dışında geziyor" dediniz. İşte sen okuyamazdın, o kadar çalışmaya dayanamazdın, beğenmedin, bana kaldı. Şimdi nedendir bu isyanın?
Yine dolmuş dolmuş içime atmışım. Yazdım, oh, az da olsa rahatladım. Hadi durmayın günde onbeş yirmi fotoğraf atın. Mezun olun hadi. Yakın kınaları yak yak. Bizim mezun olmaya bile zamanımız yok. Mutlu günler...
16 Mayıs 2017 Salı
Ama...
Çalkantılı ilişkiler içinde bir oraya bir buraya savruluyorum. Sanki bir satranç oyunundayım ama karşımda o kadar çok kişi var ki... Ben bir hamle yapınca karşı taraf beş hamle birden yapıyor. Ben asla o kadar adım sonrasını hesap edemiyorum. Oyunu bozup kalkıp gitmeyi de beceremiyorum. Kuralları kim belirliyor bilmiyorum ama benim lehime olmadığı kesin. Ve işin en kötü yanı bu çirkin oyun hiç bitmiyor. Kişiler, karakterler değişiyor ama ben hep masanın bir tarafında oturmaya devam ediyorum.
Rakiplerimin çoğu hırsla oturuyor karşıma. Bu bir oyun, eğlenelim diyen de var. Ama gerekli ciddiyeti gösterip aynı zamanda bunun bir oyun olduğunun farkında olan bir bilemedin iki kişi... Onlar da diğerlerinin arasında eriyip gidiyor. Ve ben artık çok sıkıldım. Masayı da taşları da rakipleri de yakmak istiyorum. Her cümlemin sonunda gelen "ama"yı buraya da ekleyeyim. Ama vicdanım en ufak sivriliğimde bas bas bağırıyor.
Ama bu aralar hayatım çok "ama"...
Rakiplerimin çoğu hırsla oturuyor karşıma. Bu bir oyun, eğlenelim diyen de var. Ama gerekli ciddiyeti gösterip aynı zamanda bunun bir oyun olduğunun farkında olan bir bilemedin iki kişi... Onlar da diğerlerinin arasında eriyip gidiyor. Ve ben artık çok sıkıldım. Masayı da taşları da rakipleri de yakmak istiyorum. Her cümlemin sonunda gelen "ama"yı buraya da ekleyeyim. Ama vicdanım en ufak sivriliğimde bas bas bağırıyor.
Ama bu aralar hayatım çok "ama"...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
