tatilde olduğumu tatilin son günlerinde uyku düzenimin vampire kaçtığı bir zamandan anladım. ne hikmetse okul zamanı günde 12 saat uyuyan ben en uyumam gereken zamanlarda günde 5 6 saatle idare eder oldum. doktorları her bölümde sanki tekrar değilmiş de yeniden çekilmiş gibi "bu bölümde kesin farklı bir şey olacak" umuduyla izlemeye başladığım, reklamlarda melekler korusuna zapladığım şu günlerde kendimi gerçekten tatilde hissediyorum. doktorlar konusuna dönecek olursak İlhan Mansızın oynadığı bölümlerde gerçekten bu sefer ölmeyecek umuduyla izlediğimi itiraf etmeliyim gerçi öldüğü iyi oldu yoksa o mendebur kızla evlenecekti. kıskançlık damarlarımın kabararak izlediğim ilhanlı bölümlerden birinde sevimli kardeşimin ne kadar mantıklı bir insan olduğunu unutarak "benim bu kızdan neyim eksik?" şeklinde bir soru sorma gafletinde bulundum. aldığım cevap enkaz haline gelmeme yol açtı "eksiğin yok, fazlan var" o gün bu gündür diyetteyim.
bu arada şunu belirtmeliyim ki bir yıllık tıp eğitimi sonrası doktorlarda konuşulanların yarısını rahatlıkla kalan yarısını ıkına sıkına anlayabiliyorum. hatta geçen yanlışlarını bile farkettim. diyorum ben artık doktor oldum boşuna okuyorum. zaten bence doktorları 6 kez izleyen bir insana tıp fakültesi diploması verilmesi lazım. yalnız orada anlayamadığım bi olay var arkadaş nasıl bir hastanedir bu hiç mi normal vaka gelmez. ben o kadar hastanede durdum her gün sünnet, fıtık, safra kesesi, sezeryan geliyordu. en ilginç olarak bir kere meme kanseri geldi o kadar. ilerde yani 5 sene sonra ben doktorlardaki hastanede görev yapmak istiyorum yahu.
tatilde bir paspallaştım ki aynaya bakınca "bu kim lan" demeye başladım. şu okul açılsa da kendime çekidüzen versem. okul vakti her gün yarın ne giysem diye düşünürken şimdi hiç öyle bir problemim yok. altımda eşofmandan bozma bir erkek şortu, üstümde sadece renkleri değişen aynı model bol tişörtler... sanırım trabzon beni bu hale getiriyor. benim ankara zamanım gelmiş. zamanı gelmiş demişken aşkı memnu bitti mi acaba gidip bir bakayım. mutlu günler... :) malt ne diyor? oynadıkça yerine geliyor havam, söyledikçe gerçek olacaaaaak ben mutluyum ulan :)
8 Ağustos 2012 Çarşamba
26 Temmuz 2012 Perşembe
Evli, Mutlu, Çocuklu
Bu kadınların hiç aklı yok! kızmayın bana... bir kadın olarak bunu söylüyorsam siz düşünün halimi. gerçek bu. neden mi?
Bu gün stajımın 3. günüydü. çeşitli ameliyatlara girdim, estetik dikiş atmayı öğrendim, sonda takmayı bile öğrendim. adamın teki elektrikli testereyle bacağını kesmiş. bu ameliyathanede duyulunca bende sandım acıdan bayılmış bir adam gelecek. adam bir geldi bacak kemiğe kadar kesik ama adamın keyfi gayet iyi. meğer o sırada acı hissetmiyormuş. adamı dikmeye başlayınca "keserken bu kadar acımamıştı" diye bir inlemesi var duymanız lazımdı.
Ana konuya dönersek ben niye kadınlara akılsız dedim? bugün hayatımın hatasını yaparak "normal doğum" denilen vahşeti izledim. Aman Allah'ım diyeceğim yetersiz kalacak az buçuk ingilizceyle bir de "Oh My God!" diyeyim ama bu bile kafi değil. o kadar ameliyata girdim, acilde durdum, kesik, yanık vs gördüm. yok yani bunun gibisi. kadın acıdan ölecek sandım bir an. resmen ikiye ayrıldı kadın. kadın o acıları çekerken sevgili baba adayımız piyasada bile yoktu. hemde dördüncü çocuğuymuş. ilerde bir gün "bende babasıyım anası kadar benim de hakkım var" diyecek olan beyefendi kadının çektiği acının onda birini çekse bir daha çocuk yapmamaya yemin ederdi eminim.
hadi ilk çocuğu anlarım. acının boyutunu bilmeyen kadın bir hata yapar. herkes benim gibi şanslı değil. daha önce hiç doğum görmemiş olabilir. ama ilkinden sonra ikinciye nasıl cesaret edebiliyorlar aklım almıyor. o kadar acıyı çekeceklerini bile bile hemde. şuan düşündüm de sanırım kadınlar akılsız değilde deli cesareti var.
değerli bayanlar bu yazıyı okuduktan sonra evlenip çocuk yapma planlarınızı bir daha düşünün derim. malesef hiçbir ey ağızdan kolay çıktığı gibi olmuyor. mutlu günler :)
Bu gün stajımın 3. günüydü. çeşitli ameliyatlara girdim, estetik dikiş atmayı öğrendim, sonda takmayı bile öğrendim. adamın teki elektrikli testereyle bacağını kesmiş. bu ameliyathanede duyulunca bende sandım acıdan bayılmış bir adam gelecek. adam bir geldi bacak kemiğe kadar kesik ama adamın keyfi gayet iyi. meğer o sırada acı hissetmiyormuş. adamı dikmeye başlayınca "keserken bu kadar acımamıştı" diye bir inlemesi var duymanız lazımdı.
Ana konuya dönersek ben niye kadınlara akılsız dedim? bugün hayatımın hatasını yaparak "normal doğum" denilen vahşeti izledim. Aman Allah'ım diyeceğim yetersiz kalacak az buçuk ingilizceyle bir de "Oh My God!" diyeyim ama bu bile kafi değil. o kadar ameliyata girdim, acilde durdum, kesik, yanık vs gördüm. yok yani bunun gibisi. kadın acıdan ölecek sandım bir an. resmen ikiye ayrıldı kadın. kadın o acıları çekerken sevgili baba adayımız piyasada bile yoktu. hemde dördüncü çocuğuymuş. ilerde bir gün "bende babasıyım anası kadar benim de hakkım var" diyecek olan beyefendi kadının çektiği acının onda birini çekse bir daha çocuk yapmamaya yemin ederdi eminim.
hadi ilk çocuğu anlarım. acının boyutunu bilmeyen kadın bir hata yapar. herkes benim gibi şanslı değil. daha önce hiç doğum görmemiş olabilir. ama ilkinden sonra ikinciye nasıl cesaret edebiliyorlar aklım almıyor. o kadar acıyı çekeceklerini bile bile hemde. şuan düşündüm de sanırım kadınlar akılsız değilde deli cesareti var.
değerli bayanlar bu yazıyı okuduktan sonra evlenip çocuk yapma planlarınızı bir daha düşünün derim. malesef hiçbir ey ağızdan kolay çıktığı gibi olmuyor. mutlu günler :)
23 Temmuz 2012 Pazartesi
hastanede bir gün
bugün benim için küçük insanlı için çok büyük bir şey yaptım: ilk dikişimi attım. fıtık ameliyatı sonrasıydı... dışarıda boğucu bir sıcak vardı. ameliyathanede dereceler 19 dereceyi gösteriyordu. bütün ekip yeşiller içerisinde steril bir vaziyetteydi. lokal anesteziyle belden altı uyuşturulmuş hasta kendini benim güvenli ellerime bırakmıştı. işin önemsiz kısmı olan ameliyatı bitiren babam asıl zor kısmı bana bıraktı: DİKİŞ aldım iğneyi ipliği elime hemşireye seslendim: pensssss o an durdu zaman ağzımdan çıkan ssss ler uzadıkça uzuyordu sanki. ilahi bir güçle dolmuştu ameliyathane. ve işte o an iğneyi hastanın derisine soktum. kesik "beni dik beni dik" diye bağırıyordu sanki. adını ilk kez duyduğum kullanmayı o an öğrendiğim aletler eşliğinde bitirdim işimi.
ikinci ameliyat kıl dönmesiydi. toplamda girdiğim 7. ameliyat olma özelliğini taşıyan bu ameliyat eminim kendiyle bu özelliği bakımından gurur duyuyordur.
acillerin ne kadar sıkıcı olduğundan bahsetmiş miydim? bugün sabah saat 8den 11e kadar acildeydim. yapılan işler:pansuman (tentürdiyotlu bezi bas yapıştır), tansiyon ölçme ve inramüsküler enjeksiyon yani kas içi iğne. kendimi ameliyathaneye zor attım. o an anladım ben cerrah olmak için doğmuşum. pratisyenlik felan hiç bana göre değil. bugün anladım ki TUS'u kazanmak benim için şart. yoksa kafayı yerim sağlık ocağında felan. bu durumda tek gerçek:çok çalışmam lazım çokkkkk. mutlu günler:)
NOT: gerek faceden gerekse msnden blogumla ilgili attığınız mesajlar için hepinize teşekkür ederim. hepsini dikkate aldığıma emin olabilirsiniz :)
ikinci ameliyat kıl dönmesiydi. toplamda girdiğim 7. ameliyat olma özelliğini taşıyan bu ameliyat eminim kendiyle bu özelliği bakımından gurur duyuyordur.
acillerin ne kadar sıkıcı olduğundan bahsetmiş miydim? bugün sabah saat 8den 11e kadar acildeydim. yapılan işler:pansuman (tentürdiyotlu bezi bas yapıştır), tansiyon ölçme ve inramüsküler enjeksiyon yani kas içi iğne. kendimi ameliyathaneye zor attım. o an anladım ben cerrah olmak için doğmuşum. pratisyenlik felan hiç bana göre değil. bugün anladım ki TUS'u kazanmak benim için şart. yoksa kafayı yerim sağlık ocağında felan. bu durumda tek gerçek:çok çalışmam lazım çokkkkk. mutlu günler:)
NOT: gerek faceden gerekse msnden blogumla ilgili attığınız mesajlar için hepinize teşekkür ederim. hepsini dikkate aldığıma emin olabilirsiniz :)
27 Haziran 2012 Çarşamba
en uyduruk ünivarsite :HACETTEPE
Bu hacettepe kadar dandik bir okul yok yahu! benim kıytırık yomra fen lisem bile daha iyiydi. en azından sınavdan sonra cevap anahtarı falan asılırdı. hacettepe tıpda sınav süreci çok acayip işliyor doğrusu. sınav öncesi ve esnası ösym ciddiyetinde geçerken nedense aynı ciddiyet sınav sonuçlarında bir türlü sağlanamıyor. hangi üniversitede 400 kişinin kağıdı optik okuyucuda 1 haftada okunuyordur? bizim optik okuyucu ilk icat edilenlerden olsa gerek. normal bir makine olsa yarım saatte okurdu. yada makine yenide bizim öğrenci işleri eski. bak bu mantığımı daha çok beğendim. en bayıldığım olaysa sınav sonuçlarının asılma süreci. öğrenci işlerinin önünde nöbet tutan öğrencilerle memurlar arasındaki kovalamacadan ibaret. nice yeni açılan üniversiteler şu web olayına geçti de bi hacettepe geçemedi. geçen bi geçmeye çalıştı eline yüzüne bulaştırdı. sistem kitlendi falan. altı üstü de 200 kişi girmeye çalışmıştır ama suçlamamalıyım sonuçta denedi bu da bişey. sanırım önümüzdeki yüz yıl içinde bir teşebbüste daha bulunur.
bir merak konumda hangi üniversitede sınav sonuçları gece 10da panoya asılıyordur? yapanı bulursam tez konum olarak bu kişinin ruh durumunu inceleyeceğim.
en komiği de ne biliyor musun? sınav yanlış okundu. hemde final. bir bölüm okunmamış(!) sevgili tebad (tıp eğitimi ana bilim dalı) çalışanları bu süreçte yaz için diyete girmişler beyinlerine glikoz gitmemiş ondan böyle bir şey olmuş. ama suçlamayalım onları gülben ergen gibi selülitle mi gitsinler denize. notların düşük olduğunu söyleyen arkadaşlara da "bir bölümden herkes sıfır aldı" demekle yetinmişer. doğru söylüyor adamlar ne yapsınlar 400 öğrenci aynı anda aynı bölümden sıfır aldıysa. demek ki hiçbiri çalışmamış!
sevgili benliğim ve yüksek egom şimdi mutlu musun Türkiyenin en yüksek puanlı üniversitesinde okuduğun için? biraz daha zeki olsaydın da gideceğin üniversiteyi puanı haricinde biraz araştırsaydın ya. yok olur mu puanı yüksekse tercih edenlerin bir bildiği vardır. sen bu mantıkla devam et daha çok pişman olacaksın...
bir merak konumda hangi üniversitede sınav sonuçları gece 10da panoya asılıyordur? yapanı bulursam tez konum olarak bu kişinin ruh durumunu inceleyeceğim.
en komiği de ne biliyor musun? sınav yanlış okundu. hemde final. bir bölüm okunmamış(!) sevgili tebad (tıp eğitimi ana bilim dalı) çalışanları bu süreçte yaz için diyete girmişler beyinlerine glikoz gitmemiş ondan böyle bir şey olmuş. ama suçlamayalım onları gülben ergen gibi selülitle mi gitsinler denize. notların düşük olduğunu söyleyen arkadaşlara da "bir bölümden herkes sıfır aldı" demekle yetinmişer. doğru söylüyor adamlar ne yapsınlar 400 öğrenci aynı anda aynı bölümden sıfır aldıysa. demek ki hiçbiri çalışmamış!
sevgili benliğim ve yüksek egom şimdi mutlu musun Türkiyenin en yüksek puanlı üniversitesinde okuduğun için? biraz daha zeki olsaydın da gideceğin üniversiteyi puanı haricinde biraz araştırsaydın ya. yok olur mu puanı yüksekse tercih edenlerin bir bildiği vardır. sen bu mantıkla devam et daha çok pişman olacaksın...
20 Haziran 2012 Çarşamba
8 fidanın yası
"Şehitler ölmez vatan bölünmez" değil mi sevgili uyuyan halk? peki kaçınız 19 ekim 2011 de Hakkaride şehit olan 23 askerden birinin ismini hatırlıyor? eğer şehit yakınımız değilse bende dahil hatırlamayız. her seferinde aynı şey. her gün en az 1 şehit. sonra atılan sloganlar facebookta twitter de terörü lanetleyen yorumlar ve aradan 5 gün geçer... profil resmi yapılan siyah kurdelelerin yerini yine en havalısından fotoğraflarımız alır. çoktan unutmuşuzdur şehit haberlerini. ateş sadece düştüğü yeri yakıyor. geri kalansa gözlerini öyle bir yummuş ve açmak istemiyor ki şehitler ölmez diyerek kendini kandırıyor. 50 yıldır kemiğe dayanan bıçağın sapını tutuyor. iyi uykular Türkiyem...
8 Haziran 2012 Cuma
çok yorgunum, beni bekleme kaptan...
3 aylık ömrünüz kaldığını bilseydiniz normal hayatınıza devam eder miydiniz? çoğunuzun cevabı eminim "hayır"dır. "okulu veya işi bırakır tüm varımı yoğumu satar yapmak istediğim her şeyi yapardım" deriz çoğumuz. peki 3 gün ömrümüzün kaldığının garantisi var mı? bunu bile bile hala mutsuz olduğumuz şeyler yapmaya, birileri için çabalamaya geleceğimizi kazanmak için okumaya çalışıyoruz. geleceğimiz olduğunu nereden biliyoruz? açık konuşalım çoğumuz şu dünyadan istediği çoğu şeyi yapamadan göçecek. bırakın diğer ülkeleri komşu şehri bile göremeyecek. "sık dişini şu okul bitsin, sık dişini biraz para biriktir, bir evim olsun rahat edeceğim, arabayı da aldım mı tamam, şimdide evlenmem lazım, çocuk yaptık geleceğini düşünmek lazım..." gibi bahanelerle çürüteceğiz ömrümüzü. bunların çoğunun yarıda kesilme ihtimali de yüksek. örneğin ben ömrümü okumaya adadım. kendimi bildim bileli bir şeyleri kazanmak için çalışıyorum. ilk sınıf birincisi olmak için çalıştım. sonra dershane birincisi oldum. oks de derece yaptım. fen lisesine gittim. orayı dereceyle bitirdim. Türkiyenin en iyi tıp fakültesine geldim ve hala tabiri caizse inek gibi çalışıyorum. ne için? gelecekte rahat etmek için. peki kim bana bir geleceğim olduğunun garantisini verecek. yarın ölmeyeceğimi kim söyleyecek? kimse! ama ben yinede çalışıyorum öyle mi? yazık bana hemde çok yazık. ben bu uzun ince yol olayından çok sıkıldım ve yoruldum. bu yola isteyerek başlamadım, kestirme yol istiyorum... ne güzel söyler cem karaca: Çok yorgunum, beni bekleme kaptan...
NOT: Teselliye ihtiyacım yok
NOT: Teselliye ihtiyacım yok
6 Haziran 2012 Çarşamba
Rapunzel :(
çok mutsuzum! bir insan saçlarını kestirince ne kadar üzülebilir? işte ben o "ne kadar" sorusunun sınırlarını zorlamaktayım. küçükken en sevdiğim masal rapunzeldi. hep upuzun saçlarım olsun istemiştim ve vardı ama ama...
2 yıldır bir parmak fazla keser diye "kırıklarını al" bile diyemediğim o güzelim 80 santimlik saçlarımın bir anda bir karışını kestirince benim için anlamlı dünya için fevkaladenin fevkinde anlamsız depresyona bodoslama daldım. kuaförden çıktığım an eski ben değildim sanki o deli dolu şen şakrak kız gitmiş yerine ağır başlı 3 dinleyip 1 söyleyen kız gelmişti. kişiliğimin tamamını saçlarımda barındırıyormuşum da haberim yokmuş meğer. bir anda "zaten kökü bende" mantığıyla aldığım bir karardan bu kadar pişmanlık duyacağımı hiç tahmin etmezdim. ben ani kararların insanıyım. bir anda şehir dışına çıkarım, bir anda okulu kırarım, bir anda saçımı pembeye boyatırım... her şey bir anda olur bende. öyle uzun uzun düşünüp hesap yapmak hiç bana göre değildir. o yüzden satrancı sevmem. benim hayatımda öyle oturup düşünmeye yer yoktur. çok fena intikam alırım. ama inanın bu intikamlar da doğaçlama oluyor. yani hiç bir zaman oturup da intakam planları kurmam.
mesela geçen yaz arkadaşımın bir arkadaşıyla tanıştım (kesinlikle isim vermeyeceğim) sonra metroda karşılaştık bu çocukla. yanındaki arkadaşlarına hava olsun diye sanırım bakıp sırıtmaya yanındakilere bişeyler söylemeye başladı. deli oldum. sakin kaldım. ama içimden de "bu iş burada bitmez dedim" daha sonra bu x kişisiyle bir daha karşılaştım. bu sefer yanımda bizi tanıştıran arkadaş da vardı. o an bu "acayip maçoyum" tavırlarıyla gezen şahsiyetinin ceketinin altına sakladığı bir demet çiçek olduğunu ve o gün bir kıza çıkma teklifi edeceğini öğrendim. nereden bilebilirim bu çocuğun daha sonra en yakın arkadaşımla aynı sınıfta olacağını. gerisini tahmin edersiniz. arkadaşıma bunları anlattım o da sınıfın ortasında söylemiş. önce inkar etmiş "benim gibi adamın çiçekle böcekle işimi olur" demiş. ama sonra detayları öğrenince itiraf etmek zorunda kalmış. faceden takip ettim arkadaşlarının nasıl dalga geçtiğini. bak bunları hatırlayınca biraz düzelir gibi oldu moralim. ühühühüühüh saçlarımmmmmmmmmmmmmm....
benim moralim yok bari bi espürük yapıyım da sizin moraliniz yerine gelsin. geçen arkadaşlarım bana geldi. hayal kuruyoruz gelecekte nerde olmak isteri diye.
umut: pizza kulesinin dibinde pizza yiyelim
ben: o zaman eyfel kulesinin dibinde de eyfel mi yiyecez puhahahahahahah (diğerlerinin yüz ifadesi -_-)
enes: kız kulesini düşünmek bile istemiyorum (işte o anda herkesin yüzü =D )
ben mutlu olamıyorum (saçlarımmmmmmm) ama size mutlu günler...
2 yıldır bir parmak fazla keser diye "kırıklarını al" bile diyemediğim o güzelim 80 santimlik saçlarımın bir anda bir karışını kestirince benim için anlamlı dünya için fevkaladenin fevkinde anlamsız depresyona bodoslama daldım. kuaförden çıktığım an eski ben değildim sanki o deli dolu şen şakrak kız gitmiş yerine ağır başlı 3 dinleyip 1 söyleyen kız gelmişti. kişiliğimin tamamını saçlarımda barındırıyormuşum da haberim yokmuş meğer. bir anda "zaten kökü bende" mantığıyla aldığım bir karardan bu kadar pişmanlık duyacağımı hiç tahmin etmezdim. ben ani kararların insanıyım. bir anda şehir dışına çıkarım, bir anda okulu kırarım, bir anda saçımı pembeye boyatırım... her şey bir anda olur bende. öyle uzun uzun düşünüp hesap yapmak hiç bana göre değildir. o yüzden satrancı sevmem. benim hayatımda öyle oturup düşünmeye yer yoktur. çok fena intikam alırım. ama inanın bu intikamlar da doğaçlama oluyor. yani hiç bir zaman oturup da intakam planları kurmam.
mesela geçen yaz arkadaşımın bir arkadaşıyla tanıştım (kesinlikle isim vermeyeceğim) sonra metroda karşılaştık bu çocukla. yanındaki arkadaşlarına hava olsun diye sanırım bakıp sırıtmaya yanındakilere bişeyler söylemeye başladı. deli oldum. sakin kaldım. ama içimden de "bu iş burada bitmez dedim" daha sonra bu x kişisiyle bir daha karşılaştım. bu sefer yanımda bizi tanıştıran arkadaş da vardı. o an bu "acayip maçoyum" tavırlarıyla gezen şahsiyetinin ceketinin altına sakladığı bir demet çiçek olduğunu ve o gün bir kıza çıkma teklifi edeceğini öğrendim. nereden bilebilirim bu çocuğun daha sonra en yakın arkadaşımla aynı sınıfta olacağını. gerisini tahmin edersiniz. arkadaşıma bunları anlattım o da sınıfın ortasında söylemiş. önce inkar etmiş "benim gibi adamın çiçekle böcekle işimi olur" demiş. ama sonra detayları öğrenince itiraf etmek zorunda kalmış. faceden takip ettim arkadaşlarının nasıl dalga geçtiğini. bak bunları hatırlayınca biraz düzelir gibi oldu moralim. ühühühüühüh saçlarımmmmmmmmmmmmmm....
benim moralim yok bari bi espürük yapıyım da sizin moraliniz yerine gelsin. geçen arkadaşlarım bana geldi. hayal kuruyoruz gelecekte nerde olmak isteri diye.
umut: pizza kulesinin dibinde pizza yiyelim
ben: o zaman eyfel kulesinin dibinde de eyfel mi yiyecez puhahahahahahah (diğerlerinin yüz ifadesi -_-)
enes: kız kulesini düşünmek bile istemiyorum (işte o anda herkesin yüzü =D )
ben mutlu olamıyorum (saçlarımmmmmmm) ama size mutlu günler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
